Bugün sizlerle Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un “ Masumiyet Müzesi” adlı romanı hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Pamuk’un bu romanı yazma sebeplerinden biri “AŞK” kavramının çözümlemesini yapabilmek. O yüzden gelin baştan anlaşalım hepimizin aşka bakış açısı farklı olabilir. Bu yüzden romanın kahramanlarına yüklediğimiz anlamlar da değişiklik gösterebilir. Ben romanımızın baş kahramanları olarak Kemal ve Füsun’u ele alıyorum. Fakat roman boyunca bu iki kahramana ne kadar sinir olduğumu bilemezsiniz !! Kitap 1970 yıllarında özellikle İstanbuldaki insanların ilişki örüntülerini gözler önüne seriyor. Özellikle bekaret konusu bir çok kere ele alınmış. Açıkçası ben yazarımızın bu konuda bize aktarmaya çalıştığı mesajı tam olarak anlayamadım. Gelelim romanımızın konusuna. Kahramanımız Kemal Bey kitabın başlarında Sibel adlı bir kızımızla birlikte. Daha sonra bir karşılaşma sayesinde uzaktan akrabası olan Füsun’a takıntılı bir şekilde aşık oluyor. Kemal Bey Füsun’a olan aşkı yüzünden işini, arkadaşlarını ve hatta ailesini bile geri plana atıyor. Aynı evde oldukları halde birlikte olmadıkları seneler boyunca Füsun’un eşyalarını gizli gizli alıp biriktirmeye başlıyor. Bu eşyalar daha sonra İstanbul'da açılan ilk şehir müzesi olan “Masumiyet Müzesi” ni oluşturuyor. Kitabın içinde bu müzeye giriş için bir adet bilette bulunuyor. Gel gelelim ben Füsun’un Kemal’ i sevdiğini hiç düşünmedim. Bu konuda daha fazla yorum yapıp sizlerde ön yargı oluşturmak istemiyorum. Ama Füsun benim gözümde şımarık, dediğim dedik küçük bir kız. Son olarak 1970’ten 2020’ye Türkiye de özellikle sosyolojik olarak pek fazla değişiklik görmedim açıkçası.