Çok iyi kitap.
Genelde hep nihilizm üzerinden ele alınsa da kitaba adını veren baba ve oğul arasındaki ilişki/çatışma da benim çok hoşuma gitti. Elbette bu kitabın ana karakteri Bazarov ama ben iki karakterin de babasıyla olan ilişkisinden çok etkilendim. Anna Karenina'da benzer şeyi Tolstoy yapmış, birbiriyle paralel ilerleyen iki farklı ilişki üzerinden bir birlikteliğin hangi temeller üzerine kurulması gerektiğini anlatmıştı kendi bakış açısından. Rus edebiyatı dendiğinden herkesin aklına ilk gelen Tolstoy ve Dostoyevski olsa da Turgenyev bu kitabıyla onlardan daha aşağıda olmadığını göstermiş bana göre. Elbette karakterin ruh hallerinin anlatımında Dostoyevski, romanın inşasında Tolstoy Rus edebiyatında zirvededir belki de ama doğa tasvirlerinde de ben Turgenyev'i zirveye koyarım.
Dönemdaş olan bu üç dev ismin birbirleriyle arası pek iyi değil ki apayrı dünya görüşleri olması sebebiyle bu da normal. Turgenyev ve Tolstoy arkadaş olsalar da aralarında hep gerilimli bir ilişki olmuş. Hatta bir defasında Tolstoy, Turgenyev'i düelloya davet etmiş. Keza Dostoyevski de Turgenyev'den hiç haz etmezmiş.
Ruslarda müthiş bir batı özentiliği hakim. O Rus klasiklerindeki Fransızca deyimler, cümleler falan da bunun bir yansıması, hicvi aslında. İşte bu özentilik konusunda da bu üçlünün düşünceleri yine birbirinden ayrılıyor. Keza edebiyat konusunda da Turgenyev ve Tolstoy birbirlerinden zıt kutuplardalar. Neyse işte bu kitaptaki Bazarov karakteri belli yönleriyle Turgenyev'in düşüncelerini yansıtıyor aslında ama aynı karaktere kendisinin de eleştireceği pek çok özellik de yüklüyor Turgenyev. Mesela kitabın sonunda şunları yazıyor Turgenyev;
Onların duaları, döktükleri göz yaşları boş mudur? Sevgi, kutsal vefalı sonsuz bir sevgi, her şeyi yenemez mi? Hayır, mezarın içinde saklı olan yürek, ne kadar ihtiraslı, ne kadar günahkar, ne kadar fırtınalı olursa olsun, o mezarın üzerinde yetişen çiçeklerin bize anlattıkları yalnız sonsuz bir huzur değildir, yalnız her şeye ilgisiz kalan tabiatın derin sakinliğini anlatmazlar; onlar aynı zamanda bize yüreklerin kavuştuğu o sonsuz barışı, o ölümsüz hayatı da anlatırlar!
Oysaki Bazarov böyle duygusallığa hiç gelemeyen bir adam. Ama aynı Bazarov'un nihilist tavrının altında yatan değerlerin yeniden tanımlanması fikri Turgenyev'in düşüncesiyle kısmen örtüşüyor sanki. Sonuçta Turgenyev de batı dünyasının örnek alınması gerektiğini, oranın değerleriyle Rus toplumunun yeniden inşasını savunan bir adam.
Biraz kitabın içeriğinden bahsetmek gerekirse Bazarov keskin hatları olan bir karakter. Haliyle okuyucuların bir kısmı bu karakteri sevmezken bir kısmı ''aynı beni anlatıyor'' diyecektir eminim. Kendimde Bazarov'a benzer yanlar görüyorum ama bu marifet değil. Okuduğum herhangi bir roman karakteriyle de benzer yanlar bulabilir kendimde. Bundan 5 6 sene önce böyle şeyleri abartıp, buradan prim kasardım ama geç ergenlik bunalımı olduğunu şimdi görüyorum. Herkes herkese biraz benzer, farklı olmak için yırtınanların hepsi de aynı çaba için yırtındıklarından birbirlerine benzerler zaten. Bazarov konusunda beni etkileyen iki nokta var, onlarla bitireyim;
O nihilist, zeki, çelik gibi sinirleri olan cool adam, güzel kalçayı görünce mat oluyor. Hayat bu kadar basit bir şeydir özünde. Hayattaki her şey, az ya da çok, mutlaka cinsellikle ilgilidir. Neyse işte bir kadın kalçası, göğsü, kıvrak vücudu karşısında dağılan her erkek ki ben de bunlardan biri olurum zaman zaman bana hep çok hüzünlü gelir, bunu yapabilen kadınların da gücüne hep imrenmişimdir. İkinci mevzu ise şu Bazarov ile ilgili;
Herkes ona hayran, herkesi etkiliyor, ölürken bile kuyruğu dik tutuyor falan ama sonunda mezarının başında yaşlı anacağıyla babacığından başka kimse kalmıyor. Aşık olduğu o hatun başkasıyla sevişirken ona hayran arkadaşı da teselliyi yine bir kadının kollarında arıyor. Albert Camus'nun Düşüş kitabında şöyle bir cümle vardır;
Bir kız, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş bir oğlanla evlenmesine engel olan babasına, ''bunu ödeyeceksin!'' diyordu. Kız kendini öldürdü. Ama babası hiç de bir şey ödemedi. Herif balık avlamayı çok seviyordu. Üç pazar sonra yeniden ırmağa dönüyordu, ''unutmak için,'' diyordu buna. (Can Yayınları - 31. baskı - Hüseyin Demirhan çev.-sf. 55)