·459 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Kasım 2020 22:03 "Sadece yaşamak. Her şeye rağmen, hiç de o kadar kötü değildi..."
Elimdeki kitapları tüketmemin ardından, tesadüf eseri eski bir dolabın içinde buldum "Ölü Ruhlar Ormanı" kitabını. Bu sayede kendi türünde adı az çok duyulmuş Fransız yazar Jean-Cristophe Grange ile tanıştım. Çok da iyi bir ilk tanışmaydı doğrusu.
Kitabın nasıl olduğunu kısacık özetlemem gerekirse, bu "adeta bir David Fincher filmi gibi" olurdu. Kadın savcımızın, yamyam katilin peşinde koşturmasını okurken Zodiac'tan, Seven'dan, hatta biraz da Fight Club'dan esintiler buldum. Kitabın bu üç filmin de çıkışından sonra yayınlanmış olması da bir rastlantı değildir diye düşünüyorum. Belki de yazarın kendi tarzı hep böyledir, tek kitabını okuduğum için gerekli yorumu yapamıyorum.
Psikoloji, paleoantropoloji, politika, din, insanlığın şeytani yüzü etrafında dolaşan bu kanlı katil hikayesini okurken nazik bir şekilde öğrenmeye, terimleri tanımaya itiliyorsunuz. Yazar kitapta yer verdiği konumları ne kadar doğru tanımıştır veya ne kadar doğru yorumlamıştır bilemiyorum ancak farklı ülkelere uğrayarak onların kültürleri hakkında da öğrenmeye teşvik ediliyoruz.
Jeanne Korowa'nın sıkıcı hayatından uzaklaşma isteğini, arayışını da onunla yeteri kadar bir hissederek takip ettiğimi belirtmeliyim. Fakat ince ince işlenen bu hikayenin sonunun böylesine acele olması ne kadar tatmin ediciydi? İşte bu konuda pek olumlu düşünmüyorum.
Eksiklerine rağmen iyi ki elime geçmiş dediğim bu yıpranmış kitabın temposu, çok yönlülüğü keyifli vakit geçirmemi sağladı. Kitap ve film notlandırma işine şu sıralar pek olumlu bakmasam da 7/10 diyerek öneriyorum.