Puan vermedi·352 syf.····Okunma: 06 Kasım 2020 16:27 Spoiler vermeden övgüler ile başlayacağım. 1984 sıkılacağım önyargısıyla başladığım bir kitaptı. Yanıldım. Gerçeklikle bağlantısını, belki bir film olsaydı bilim kurgu filmi olurdu dediğim bu kitap, kanıtladı diyebilirim.
Tarihlerdir süregelen savaşlara, diktatörlere, fiziksel acılara tanıklık ettik. Her ne kadar canlı tanık olmasak da... Okuduk, izledik. Ancak böyle bir hakimiyeti hiçbir yerde görmedim. Fiziksel anlamda insanı pekala tutsak edebilsiniz. İnsanın fikirlerini ondan çekip almak, duyguları, bireyselliği yok etmek, gördüğüne dahi inanmamasını, yadsımasını sağlamak nasıl cereyan etti hayret ettim. "Aman Winston, Julia abartıyorsunuz!" diye düşündüm. Yanıldım.
Bizi biz yapan düşünce ve duygularımızdır. Dünyaya baktığımız penceremizdir. Bunlar olmadığında aslında biz de yokuzdur öyle değil mi? Özgün olmamak değil, söz konusu parti yok olsun istiyor özenilsin değil! Başta ikisinin endişesi yok olmaktı. Ölüm olduğunu düşündüm. Yanıldım. Kastedilen aslında onları var eden akıllarının körelmesiyle eskisi gibi olamayacaklarıymış.
Yazar düşüncesini açıklamanın yolunu öyle güzel bulmuş ki ülkeyi yöneten 4 bakanlığın kendiyle çelişmesi, her şeyi muntazam şekilde alıp önümüze koyuyor.
Zıt düşünceyi ifade eden -ki düşünce denen şeyin olduğu bile söz edilemez- sözcükler yenisöylem denen sözlükle belli aralıklarla silbaştan düzenleniyor. Ve halk sürekli yeni basımı kullanmaya zorlanıyor. Tüm insani olgular silinmekle kalmayıp biraz olsun insan olmak isteyen akıllara durgunluk veren işkencelere maruz kalıyor.
Açıkçası Winston'dan bir hayli umutluydum. Fakat bu kitabı özel yapan bilhassa sonu değil mi? Sizce 2 kere 2 kaç eder?! Yahut bunun cevabını özgürce verebiliyor musunuz?