Kitaba adını veren Daisy Miller'ın hikayesi Winterbourne'un gözünden aktarılıyor. Amerikalı bir genç olan Winterbourne İsviçre'ye teyzesinin yanına yaptığı bir seyahatte kafede bir çocukla karşılaşıyor. Bu küçük Amerikalı (Randolph) konuşkanlığı ve zekasıyla Winterbourne'un hoşuna gitmiş sonrasında ablasını yani Daisy Miller'ı görünce aileye karşı istemsiz bir sempatisi oluşmuştur. İsviçre'de pek sevilmeyen ve görgüsüz olarak görülen ailenin uçarı bir kızıdır Daisy. Winterbourne onun bu kendini bilmesi ve hiç kimseye meydan bırakmayan tavırlarından hoşlanmış ve sonrasında da İtalya'ya geçen hikayede gene kızın peşini bırakmamıştır. Ama bu sefer Daisy daha farklıdır çünkü İsviçre'de kimseyi tanımazken İtalya'da çok geniş bir çevre edinmiştir. Devamlı yanında gezen kişi ise bu sefer Winterbourne değil Giovanelli'dir. Daisy davranışlarıyla herkesin diline düşmeyi başarmış ama kimseye de boyun eğmemiştir. Ona göre normal olan bir şeye başkalarının anormal demesi umrunda olmamıştır kısacası. Kitabın sonu ise daha çarpıcı olabilecekken hikayenin içindeki bahsedilişlerle beklenen bir olay olmuştur. Hiç kimsenin sözünü dinlemeyen bu kızın hikayesi tam olarak okuyucuya geçmedi bence, okurken herhangi bir duygu bulamadım içimde. Kendi döneminde yasaklanan bu kitap şimdiki dönemde bir klasik halini almış, bunda bence en çok yazarın yenilikçi kaleminin etkisi var, hikayenin değil.