8/10
·69 syf.··
2020 13. kitabı
sokrates'in deyimiyle, meletos ozanların anytos el işçileri ile siyasal adamların lykon söylevcilerin, hınçlarını dile getirerek bu kara çalmaları yapan kişiler. suça gelince, çevirmen ön yazısında suçu, "devletin tanrılarını tanımamakla, ortaya yeni kutsal yaratıklar atmakla, gençliği baştan çıkarıp, doğru yoldan ayırmak" olarak belirtiyor. sokrates ise savunmasının bir yerinde suçlamanın "yeraltında, gökyüzünde olup bitenleri araştırıyor, açıkça; eğriyi doğru diye gösteriyor, başkalarına da kendisi gibi olmalarını öğretiyor." olduğunu birazda dalga geçercesine ya da suçlamanın saçmalığına dikkat çekmek adına dile getirmiş...dalga geçtiği hissine ben kapıldım en azından. .. kitaba yani savunmaya dönersek, üç bölümden oluşuyor; sokrates, 1. bölümde, suçlamalara karşı savunmasını yapıyor. 2. bölümde suçlama kabul edildiği için cezasının saptanması üzerine konuşuyor yani öneri de bulunuyor ki (para cezası miktarı gibi) o zaman atina'da sanırım bu bir zorunluluk ya da gelenekti. 3. bölümde ise cezası belli olduktan sonra bunu yorumluyor ve sonuçlarını tartışıyor. sokrates ilk bölümde kendisini suçlayanları "bir beni şimdi suçlayanlar, bir de eskiden suçlamış olanlar." diye ikiye ayırıyor ve savunmasına ikinci gruba cevaplarla başlıyor...kendisi hakkındaki olumsuz düşüncelerin az buçuk bilge olmasından kaynaklandığını söylüyor ve bu sürecin nasıl geliştiğini de anlatıyor. sokrates'in çocukluk arkadaşı olan khairephon bir gün delphoi'ye (tapınak) gidip biliciye (çevirmen böyle çevirmiş ama orijinali ne merak ettim) dünyada sokrates'ten daha bilge biri olup olmadığını sormuş, aldığı cevap ise yoktur şeklindeymiş...asıl sokrates ile ilgili hikayede bundan sonra başlamış. sokrates'te bu cevap üzerine, "tanrının demek istediği ne ola, sözlerinin gizlediği anlam nedir? çünkü ben, biliyorum ki, az ya da çok bilge değilim. peki öyleyse, benim en bilge olduğumu belirtirken ne demek istiyor?" diyor ve yola koyuluyor, toplumun bir çok kesiminden (devlet adamları, ozanlar, tragedya yazarları vs.) insanlarla konuşuyor onları adeta sorguya çekiyor ve onların bilgisiz olduklarını ortaya çıkarıyor...bunu gören takipçisi gençlerinde aynı yolu izleyerek bir çok kişiyi bulup bu şekilde incelediklerini, sıkıştırdıklarını ve tüm düşmanlıkları da böyle kazandığını anlatıyor...eee yani kim kendisine direk olmasa bile dolaylı da olsa sen bir şey bilmiyorsun denilmesini ya da bilgisizliğinin ortaya çıkarılmasını ister ki...kendisini geçmişten beri suçlayanların nedenini bu şekilde açıkladıktan sonra o anki suçlayanlara geçiyor...sokrates'ten daha bilge insan yoktur tanrı sözü için vardığı sonuç ise bunu çürütemediğidir...çünkü diğerlerinin bir şey bilmedikleri halde bildiklerini zannettiklerini ama kendisinin en azından bilmediğini bilmesi sebebiyle onlardan üstün olduğunu anlıyor...bu bölümün sonuna doğru, olası ölüm cezasını tahmin ettiğinden, sokrates bir benzetme yaparak eğer öldürülürse devletin başına gelebilecekleri anlatıyor...çünkü kendisi "yavaş ve dürtülmesi gereken bir atı andıran devleti yerinden oynatmak için tanrının tebelleş ettiği bir at sineği"'dir...atina'lılara bu at sineğinden mahrum kalmamaları gerektiğini söylüyor. sokrates ikinci yani mahkemedeki suçlayıcılarına da cevap veriyor, onların başı olarak meletos'u gösteriyor ve "gençleri baştan çıkarmak, doğru yoldan ayırmak, devletin tanrılarına inanmamak, bunların yerlerine yenilerini koymak" ile suçlandığını tekrar ediyor...bu noktada meletos ile diyaloga giren sokrates onun iddialarını çürütüyor ki bu kısımların daha fazla ayrıntısını vermeyeyim...yoksa kitabın tamamını anlatacağım :)) yaklaşık 9 sayfa kadar süren bu konuşmadan sonra sokrates atina'lılara seslenmeye başlıyor...hayatı boyunca yaptığı eylemlerde ölüm korkusu ile hareket etmediğini, içindeki tanrısal sesin kendisine yol gösterici olduğunu, bu sorgulamalarına da tanrının emri olması sebebiyle devam edeceğini, bu kısmın sonunda ise diğer kişiler gibi yargıçlara yalvarıp yakaran birisi olmayacağını bunun onurlu bir davranış olmadığını, önemli olanın yargıçları aydınlatmak ve onları suçsuzluğuna inandırmak olduğunu söylüyor ve son cümlesinde ise, "bu işi sizin ve benim için hayırlısı ne ise ona karar vermek üzere size ve tanrıya bırakıyorum" diyerek bitiriyor. ikinci bölümde ise, ki cezasının belirlendiği bölüm, diğer insanların yaptığı gibi adeta el pençe divan durmayacağını, kendini hiç bir cezaya yaraşık bulmadığını, zaten ceza için ödeyebileceği para miktarının kısıtlı olduğunu, sevenlerinin bile desteğiyle az bir miktar ödeyebileceğini söyleyerek ölüm cezasının yolunu açıyor...bu bölümde ünlü "sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez" sözü geçiyor. son bölümde ölüm cezasıyla birlikte cezayı verenleri daha kötü günlerin beklediğini, kendisine ölüm cezası vererek yaşamlarının sorgulanmasından kurtulamayacaklarını söylüyor...ölüm üzerine de bir konuşma yapıyor ve burada ölümün iki sonucu olabileceğini birincisi ölüm sonsuza kadar süren bir uyku olması halinde kralların bile deliksiz bir uyku geçirdikleri gece sayısının sayılı olduğundan söz ediyor ve bunun çokta kötü bir şey olmadığından dem vuruyor...ikinci olarak ise ölümün adeta ölüm sonrası hayata bir tünel olabileceğini söylüyor ki burada nice geçmiş önemli insanlarla tanışabileceğini ve onlarla da sohbet edip bilgelik araştırmasına devam edebileceğini, hem orada ölüm cezasına da çarptırılmayacağını söylüyor. sokrates'in savunması'ndaki son sözü ise, "ayrılmak zamanı geldi artık, yolumuza gidelim: ben ölmeye sizler yaşamaya. hangimiz daha iyi? tanrıdan başka kimse bilmez bunu." sonuç: bu kitabı tanıtmaya çalışmak ne kadar doğru yapılabilir bilmiyorum...ama en azından haberi olmayanlar ve buraya yolu düşenler keşfetmiş olur..
Edebiyat
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Panama Yayıncılık · 202164,7bin okunma
·
31 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.