·516 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Kasım 2020 16:35 Kitapta 160. Sayfa 'kaba oyalanmalar' adlı 33. Bölüm beni en çok etkileyen bölümlerden biri oldu. Bir şairden ilhamlandığı bu bölümde çok sevdiği kadını kaybettikten sonra hayattaki her şeyi kaba oyalanmalar olarak tanımlıyor Kemal. Sadece Merhamet Apartmanındaki Füsun'un dokunduğu ve izini bıraktığı şeyler bir anlam ifade ediyor ona.
Kitaba gelirsek kitap sizi öyle karmaşalara sürüklüyor ki. Kemal'i erkek olarak asla sevmiyorum. Ama aşkına o kadar çok saygı duyuyorum ki anlatamam. Kimse kimseyi böyle sevmemiştir, gururunu her şeyini bir kenara bırakmamıştır. Belki Mecnun olup dağları delmedi ama yıllarca Çukurcuma'ya gide gele yolları aşındırdı . Füsun'a gelince ona yeri geliyor kızıyor yeri geliyor alıp bağrınıza basasınız geliyor. En sonunda da acıyorsunuz işte.
Ama kitapta en çok üzüldüğüm kişi Sibel oldu. Güvenip kendini sonuna kadar açtığın kişi nişanına günler kala seni aldatıyor gidip bir de aşık oluyor. Sen ise bunu bile kabullenip onu iyileştirmeye başka bir kadının varlığına rağmen katlandı. En sonunda ise ayrıldı. Türkiye'de alışkın olduğumuz için Kemal değilde Sibel'in namusu konuşuldu. Kitap zaten bunu sonuna kadar vurguluyor.
Şunu da belirteyim kitabı çok abartıp göklere çıkartanlarda var, yerin dibine sokanlarda. Kitabın konusu, her şeyi tartışılabilir. Ama ben Orhan Pamuk'un kalemi der susarım. Ben Kemal ile birlikte acı çektim. Füsun ile birlikte ben kırıldım. Sibel ile hayal kırıklığını beraber yaşadım. Öyle bir dili var ki yazarın hayran kaldım. Normal günlük hayatta bir akşam yemeğini anlatıyor mesela. Yemeği Kemal yiyor ama okur da doyuyor Pamuk'un kaleminden.
Bence okunması gereken Türk klasiklerinden. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim. Sağlıcakla kalın ❤