Dostoyevski’nin edebi bir dahi olduğunu hissettirdiği ilk eser olan bu kitap, ne kadar güçlü bir kalemin yetiştiğini gösteriyor. Bu kitap neden Dostoyevski’nin büyük bir yazar olduğunu, onun kitaplarının da birer klasik olduklarını anlamamızı sağlıyor. Dostoyevski insanı, insan psikolojisini o kadar güzel tahlil etmiş ki; dünya üzerinde insanlar var oldukça, bu kitaplar okunacaktır. İnsanlık teknolojik olarak değişip gelişse de içimizdeki Golyadkinler aynı kalıyor. Kitaptaki ana karakter Golyadkin, kişilik bölünmesi ve şizofreni yaşayan bir devlet memuru. Birden karşısına çıkan “öteki” Golyadkin hayatının ortasına bir bomba gibi düşüyor. Freud kitap için “Şizofreni ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi” yorumunda bulunmuştur. Eser, Dostoyevski’nin dünyasına giriş niteliği taşımaktadır. Herkesin içinde çatıştığı, tartıştığı, yalan söylediği, kavga ettiği, dertleştiği, güldüğü, sevdiği bir “öteki” vardır. Zaten bir şeyi kıymetli yapan, onun “ötekisi” değil midir? Hep gece olsaydı ya da hep güneş parlasaydı, nerede kalırdı gündüzün güzelliği, yağmurun zarafeti? Keyifli okumalar...