·211 syf.····Okunma: 26 Kasım 2020 19:56 Anadolu'nun küçük bir kasabası. Şirinköy. Meydanın kenarında gök mavisi bir otobüs duruyor, otobüsün altında birisi tamir yapıyor. Köylüler ona Deli Kenan diyorlar. Köyün tek otobüs şoförü. Elindebir salatalık bir yandan yiyor bir yandan tamirle uğraşıyor. Yolcular tek tük gelip otobüsün üstüne bavullarını, torbalarını yerleştiriyor. Otobüsün muavini Seyfi de onlara yardım ediyor.
Otobüse önce karısını sırtında taşıyan bir adam biniyor. Peşlerinde de iki çocuk ve dede. Ancak dede ve çocuklar otobüse binmiyor. Onlar yolculuk etmeyecek. Sadece hasta annelerini yolcu ediyorlar. Çocuklar ağlıyor anne ağlıyor. Sanki anlamış gibiler bir daha kavuşmayacaklarını.
Derken köyün doktoru Yahya Bey de geliyor. Yılların emekçisi. Emekliliği gelmiş ama bu meslekten vazgeçemiyor. Onun yanına sürekli tartışan bir genç karı koca biniyor. Bunlar öğretmenle hanımı. Öğretmen Murat ile eşi Neşe Hanım yeni evlenmişler, vatan görevi için bu köye gelmişler. Ancak şehir hayatını bırakıp da bu tezek kokan köy Neşe'nin gözünü açar. Aslında hiçbir şey hayal ettiği gibi değildir. O küçük şirin bir kasabada kalacaklarını hayal ederken böyle ıssız, dağ başında bir yer hayal etmemiş. Tutturmuş kocasına ille de ben İstanbul'a döneceğim diye. Murat Bey ne yapsa kâr etmeyince mecburen onu istasyona kadar götürmek zorunda kalmış. İşte şimdibu yolculukta herkes gibi onlar da istasyona gidiyorlar.
Yol bıyınca Doktor Yahya ve Öğretmen Murat konuşuyorlar, birbirlerine dertlerini anlatıyorlar, Neşe de arada sırada sohbete katılıyor.
Uzaktan otobüsü dürbünle izleyen birisi var. Köyün küçük otelinden minübüsün biraz uzağındaki kahvehanede oturan iki yabancı triste, onların yanında oturan genç kıza ve biraz uzaklarında oturmuş fısır fısır konuşan iki köylü adama bakıyor. Sonra da çantasını alıp otobüse binmek için otelden çıkıyor.
Amerikalı iki turist karı koca buraya değerli eşyalar satın almak için gelmişler. Birkaç halı çanak çömlek aldıklarını söylüyorlar. Bunları da bir tahta kutuya koymuşlar ve kutu otobüsün tepesine bağlanmış. Yanlarında oturan genç kız onların rehberi Gül. Onlarla sohbet ediyor. Arkalarında fısır fısır konuşan iki köylü ise kanlılarını vurmak için bekliyor.
Az sonra iki jandarma aralarında bir tutuklu gençle otobüse biniyor. İki köylünün dikkati hemen onlara toplanıyor. Kanlıları bu tutuklu genç
Onu öldürnek için otobüsün peşine düşecek ve uygun bir anda vuracaklar.
Köyün ağası Beşir de kahyasıyla biniyor otobüse. Önemli misafirlerini istasyonda karşılayacakmış.
Köyün kuyumcusu Naim Efendi de biniyır elinde valizle. Ancak hâli bir tuhaf.
Az önce otelden bakan gizemli adam Kemal de katılıyor onlara. Gül Hanım'a ilgi duyup onunla sohbet ediyor. Ona maden mühendisi olduğunu söylüyor.
Tüm yolcular tamamlanınca otobüs hareket ediyor. Deli Kenan kucağında kedisi ile kullanırmış arabayı hep. Onsuz asla sürmezmiş. Ancak bu yolculuk da tıpkı rüyalarımızda koşup koşup yetişemediğimiz ve bir türlü varamadığımız bunaltıcı yolculuk cinsinden. Yolda başlarına gelmedil kalmıyor.
Yaşlı Mavi Kuş (otobüsün adı) bağıra bağıra yol alırken önce tekeri deredeki bir çukara saplanıp kalıyor. Ondan binbir zahmetle kurtulup yola devam ediyorlar . Sonra yokuş çıkarken teker patlıyor teker değiştiriyotlar. Tabi tekeri değiştirirken yanlışlıkla teker tokuştan aşağı dereye uçuyor. Gece karanlığında onu arayıp buluyorlar.
Sonra bir handa konakladıklarında hasta genç kadın fenalaşıyor. Artık nabzı neredeyse duyulmaz olmuş. Doktor Yahya ona müdahele etmek istese de elinden bir şey gelmiyor. Ne malzemesi var ne ilacı. Kadıncapuz oracıkta vefat ediyor. Küçük çocukları öksüz kalıyor. Mecburen kadını orada kocası ile bırakıp dönüşte almak üzere yola koyuluyorlar. Yolda bir çoban yalvar yakar bir kaç koyunu ile otobüse binince yolcular iyice huysuzlanıyor.
Bu sırada tutuklunun kanlıları da sürekli otobüsü uzaktan takip ediyor. Fırsat kolluyorlar.
Otobüs nihayet istasyona vardığında saat gece yarısı. Ancak otobüsün etrafı aniden sarılıyor. Polis ve jandarma sarmış etrafı. Önce Maden mühendisi Kemal Bey inip yanlarına gidiyor. Meğerse mühendis değil polismiş. Otobüstekileri indirip tek tek eşyaları aranıyor. Tarihi eser kaçakçılığı yapan kişileri arıyorlarmış. Amerikalı çift her şey bityi diye korkarken onların eşyalarının arasından tarihi eser değil de küçük bir çocuk çıkıyor. Herkes şaşırıyor. Amerikalılar bile şaşkın. Meğer bu çocuk İstanbul'a gitme hayaliyle gizlice bu bavulun içine girmiş, bavulun içindeki tüm tarihi eserleri de otobüsten aşağıya atmış sığışabilmek için.
Böylece Amerikalılar tutuklanmaktan kurtuluyor. Ancak jandarmanın kendisi için geldiğini sanan Naim Efendi "Yapmayın vurmayın beni! İtiraf edyorum! Ortağımı ben öldürdüm" diyor. Jandarma şaşırıyor. "Kime niyet kime kısmet diyip Naim Efendi'yi tutukluyorlar.
Derken yazar tıpkı rüyadan uyanmışız gibi
"KESTİK" diye bağırtıyor yönetmeni. Meğersem tüm bunlar bir film setiymiş. Yönetmen bir kaç konuşmayapmak için kamera önüne geçtiği sırada tutuklunun kanlısı iki adam "oyuncu" olan tutklu genci vuruyorlar. Yönetmenin "Eyvah biz ne yaptık!" Demesiyle kitapbitiyor.
Aslında buradaki mesaj çok açıktır. Aslında televizyonda seyrettiklerimiz kurgu olsa da insanlar bundan gerçekten etkilenirler. Bizim amacımız sanat olsa da bu sanat yanlışı gösterdiğinde pndan etkilenen insanlar yanlışa meylederler.