·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Kasım 2020 10:48 Öncelikle kitabı çok sevdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum, yavaş bir okur olmama rağmen sayfalar hızla akıp gitti. Bana kalırsa kitabı bu kadar samimi ve güzel yapan yazarın da söylediği gibi Tuiavii’nin yalın anlatımıydı. Çünkü söylenilenler öylesine ya da göz boyamak gibi amaçlarla söylenmiyordu, bir kabile reisinin halkını korumak için içtenlikle sarf ettiği sözlerdi bunlar. Göğü delen adam anlamına gelen “Papalagi” kelimesinin ilk misyonerin bir yelkenliyle gelmesinden türemiş olması, anlatımın saflığının somut bir göstergesi gibi zaten. Tuiavii, aslında hepimizin bildiği ama görmezden geldiği ya da bir kılıf bulduğu yönlerimizi farklı bir bakış açısıyla anlatıyordu, yani bizi bize anlatıyordu. Kitabı okurken itiraz ettiğimi, hayır aslında tam olarak böyle değil diye savunmaya geçtiğimi gördüm istemsizce. Gerçekleri katıksız bir şekilde duymak ya da her gün o gerçekliğin içerisinde yaşamak rahatsız etti beni sanırım. Tuiavii’nin anlattıklarından bağımsız bir yaşam yıllardır süregelen alışkanlıklardan ötürü imkansız geldi gözüme. Sonra “Bu adam anlattıklarından boşuna rahatsız olmamış çünkü gördüklerinin tam tersi bir diyardan gelmiş.” diye düşündüm kendi kendime. Yani koşturmasız, yalansız, huzurlu ve mutlu bir hayat mümkündü. Anlatılanlara objektif bir gözle bakmaya çalışınca fark ediyorsunuz ki hepsi doğru. Gündelik dertlerden, koşuşturmaclardan, düşüncelerden, paradan uzak güneş ışınlarını vücudunuz her bir yerinde hissettiğiniz bir hayat düşlüyorsunuz. Göğü Delen Adam; anı yaşamamız gerektiğini göstermesi bakımından kıymetli bir kitap olarak yer edecek bende. Ne zaman“Papalagi”ce bir şey yapsam fark etmemi sağlayacak ve durup bir nefes almayı hatırlatacak...
Herkese kesinlikle tavsiye ederim.