“İnsan öldürülebilir fakat asla yenilemez.”
Bir balık bir deniz ve bir adamla bu kadar az sayfada ne kadar çok şey anlatılabilirse yazarımız o kadar çok şey sığdırmış bu 140 sayfaya. Bir film ya da bir kitapta eğer tutku anlatılıyorsa değmeyin benim keyfime. Bir insanın kendi tutkusunu bulmuş olmasını ve onun için ölesiye mücadele etmesine hep hayranlık duymuşumdur. Hemingway da kendi macera tutkusunu yaşlı bir balıkçının tutkusuyla özdeşleştirip önümüze sürüyor.
Ömrünü dünyanın çeşitli denizlerinde balık tutarak geçirmiş olan yaşlı Santiago son 84 gündür hiç balık tutamamıştır. Yaşının getirdiği güçsüzlükle mücadele ederken aynı zamanda kendiyle özdeşleşen bu işin artık elinden kayıp gitmekte olduğu gerçeğinin tedirginliğindedir. Kitap sadece bir yaşlı adam ve hırçın denizin mücadelesi değil yenilgiye karşı cesaret, kayba karşı şahsi başarı temasını işlediği için bu kadar çarpıcı. Burada yaşlı adam belki de hayatını idame ettirip yaşlılığın getirdiği yetersizliklere ayak uydurmaya çalışan insanoğlu, deniz ise tüm gerçekliği ve acımasızlığı ile insanoğlunun karşısına dimdik dikilen hayat.
Kahramanımız Santiago denize açıldığı 85. gün büyükçe bir kılıç balığı ile karşılaşır o balıkla o kadar bağ kurar ki öldürmek zorunda olduğu için adeta acı çeker. Balıkla üç gün boyunca büyük bir savaş verir. Bu savaşa balıkçı, bedenen ve ruhen artık dayanılmaz bir hal almış olmasına rağmen direnir. Bende hayranlık uyandıran da bu işte var gücüyle mücadele etmesi ve pes etmeyi hiç düşünmemesi çünkü balığı artık rakibi olarak değil kendisin bir parçası olarak görür. Mücadele nasıl sonuçlandı bu bir yenilgi mi yoksa zafer mi ona her okuyucu kendi deneyimleriyle karar verebilir.