Gönderi

7/10
·80 syf.··
2020 39. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2020 04:46
Okuduğum dördüncü Zweıg kitabıydı ve artık okuduğum bir hikayenin Zweıg’a ait olup olmadığını anlayabilirim. Ayrıca bu kitap ile birlikte neden yazarın bu kadar popüler olduğunu da anlamış oldum. Normal hikayelerde ve filmlerde yani anlatılan öyküde giriş, gelişme ve sonuca bağlı olarak azalan ve artan bir tempo vardır. Fakat Zweıg’ n kitaplarında tempo hep yüksek. Bu nedenle okuması da çok daha sürükleyici ve kolay oluyor. Bir Dostoyevski okurken verdiğiniz emeği Zweıg’ da vermiyorsunuz. Bunu elbette iki yazarı kıyaslamak için söylemiyorum ikisi de bambaşka kişilikler. Demek istediğim daha iyi anlaşılması için bu örneği verdim aslında. Çünkü Zweıg düşünsel emek harcamanız gerekmeyen sizin çoğunlukla duygularınıza oynayan kitaplar yazıyor. Okurken heyecan, korku, bunalım, ani mutluluklar gibi duygulara sokuyor genelde ve bunu o kadar iyi yapıyor ki şuan bu kadar popüler olması gayet normal. Normalde insanın zayıf noktaları olan ve sinemada bile eleştirilen, hikayede bu kadar duygu yoğunluğunun olması (çünkü insanı etkilemek için çok basit bir araç) bir kaçış ve gişeye oynamak gibidir. Tabi bu Zweıg’a Türk dizi senaristi yakıştırması değil. Yazar yer yer karakterler aracılığı ile çok güzel farkındalıklar katıyor insana. Yeni okumaya başlayanlar için ise çok güzel bir adım Zweıg. Yea ben okurken uykum geliyor demeye aralık vermeden her sayfa sonunda diğer sayfayı merak ederek çeviriyorsunuz. Bu kitabın ismi bile tamda yukarıda bahsettiğim gibi duygusal yoğunluğun habercisi. Daha ilk sayfalarda öğrendiğimiz kocasını aldatan kadının tüm kitap boyunca yaşadığı korkusuna, endişesine, hatta mutluluğuna çok güzel ortak ediyor Zweıg. Aldatan, zengin bir kadının düşünce dünyasını bize çok güzel yansıtıyor ayrıca. Yazımın başından beri duygulara oynuyor desem de zaman zaman çok derinlikli sohbetlere şahit oluyoruz. Benim en sevdiğim kısmı ise kadın ile kocası arasında geçen ve aslında çocuklarının kavgası sonucu konusu açılan itiraf etme ve suçluluk duygusu konusuydu. Bu diyalogda konuşulan konu işlenen suçun cezasının vicdan azabı olabileceğini konu edinen Suç ve Ceza romanına benzettim biraz. Bu romandaki gibi avukat kocası kadına bir suç işlendiğinde asıl cezanın vicdan azabı ve her an yakalanma korkusunun olduğunu söylüyor. Eğer suçlu yakalanır ve cezası verilirse yani belirsizlik kalkarsa kişinin ilk duruma göre daha rahat olacağını düşünüyor ve bu yüzden de ceza verdiği kızına acımadığını aksine bunun onun için daha iyi olduğunu söylüyor. Karısı ise buna karşılık daha farklı bir yaklaşım getirerek (aslında kendisinden yola çıkıyor) kişinin işlediği suçu itiraf edememesinin sebebinin utanç olabileceğini söylüyor. Bu nedenle kızının ceza almasının çok da mantıklı olmadığını belirtiyor. Çocuklar üzerinden dönen bu üstü kapalı tartışmada kadın kendi durumunu açıklarken kocası ise farklı bir aydınlanma yaşıyor. Ben bahsi geçen diyalogdan avukat kocanın suçun cezası hakkındaki güzel yorumunu da buraya ekliyorum "Küçüğe acayip acımadı mı sordun, değil mi? Cevabım artık acımıyorum olacak. Çünkü bu zor gelse de cezalandırıldığı andan itibaren içi rahatlamıştır. Asıl dün mutsuzdu, zavallı atı kırıp ocağı attıktan sonra evdeki herkes onu ararken her an her dakika bulunacağı korkusu yaşıyordu. Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliği dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkütücü kadar kötü değildir." Kadının kocasına cevabı… "Sence… sence… insanları engelleyen şey, her zaman korku mudur? Acaba… acaba… utanç olamaz mı… herkesin önünde kendini ortaya koymanın… örtüsüz kalmanın utancı olamaz mı?"
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,9bin okunma
·
21 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.