Puan vermedi·124 syf.··Beğendi
· Açıkcası kitabın bu platformdan incelemelerini okumadan önce neden Yaşar Kemal'in niye bu kadar abartıldığını anlamadım ancak bir incelemede bir cümle bütün kitabı kavramamı sağladı "kitabın çatısı korku." Bu cümleden sonra kitabı anladım; meteforları, olayları, karakterleri, anlatılmak isteneni daha iyi anladım.
Kitabın temeli korku, olayların olma nedeni, karakterlerin davranışlarının temeli hepsi korkuya dayanıyor. Zaten bu kitabın bir ana duygusu var bence, okullarda bize şiirlerin ana duygusu olduğu öğretiliyor ama bu romanın bir ana duygusu var. Zaten Yaşar Kemal'in yazım biçimi sizi bir şiirin mısralarında akıp gidiyormuş gibi hissettiriyor. Benim fikrim yazar Ağrı Dağına bakmış, korkuyu hissetmiş. Ağrı Dağının kitaptaki betimlemeleri Ağrı Dağından çekinmemizi, korkmamızı sağlıyacak nitelikte.
Gülbahar
Kitapta Gülbahar'la ilk tanıştığımızda diğer kardeşlerine kıyasla saraydan daha kopuk olduğunu genelde dağlılarla zaman geçirdiğini görüyoruz. Biz bu hikayede Gülbahar'ın bir çocuktan kadın oluşuna yani büyümesine şahitlik ediyoruz. İlk öncelikle şunu diyeyim bence Gülbahar'ın Ahmed'e olan aşkı bir isyan, babasına bir başkaldırıdır. Bir kız çocuğu babasından ne kadar ne kadar fazla bağımsızlaşabilirse o kadar özgürdür. Gülbahar'ın içindeki o dağlı, vahşi kadın babasının ve sarayın gölgesinde sönüyordu. Gülbahar'ın yaşadığı olayları Ursula Le Guin'in bir kadının büyüme evreleriyle şöyle eşleştirebiliriz:
Doğum: ilk bildiğimiz doğum anı
Yeniden Doğum: Ahmed'e olan aşkını anladığı zaman
Yıkım: bu aşkın imkansız olduğunu anladığı an
Özgürlük: yıkım aşamasından sonra mücadele edip kendi aşkını bulduğu, babasını yendiği an
Aslında Yaşar Kemal bunu metnin satır aralarına gizleyerek bunu bize o kadar güzel anlatmış ki bu onun ne kadar usta bir yazar olduğunu gösterir. Ancak şu unutulmamalıdır ki büyüme durmayan bir olaydır ve bu aşamalar hayat boyu tekrarlanır kitabın sonunda Gülbahar özgürlüğün verdiği sorumluluk duygusunun (Ahmed'e olan aşkının) acı tarafıyla karşılaşır ve yineden yıkım aşamasina geri döner.
Ahmed
Ahmed toplumumuzdaki erkekleri çok güzel bir biçimde yansıtmaktadır. Gelenekçi, toplum kurallarına bağlı, sevmeyi bilen, güçlü, mücadeleci ama olgun değil ve çok yoğun bir erkeklik gururu var. Ahmed toplumun kurallarıyla yoğrulmuş bir insan, Ahmed'e şeklini toplumun kuralları vermiş ve bu da toplum kurallarına uymazsa toplumdan dışlanma korkusuna sebep oluyor. Hikayenin sonunda intihar etmesini ben erkeklik gururuna veya kıskançlık duygusuna bağlıyorum. Çoğu kişi şöyle düşünüyor Ahmed Gülbahar'ı, Gülbahar'ın kendisini sevdiği kadar sevmiyordu, sevdiğini belli etmiyordu, aşkı onu bu kadar etkilemiyordu. Bunun nedeni bence şudur ki: Gülbahar ve Ahmed'in aşkı olgun bir aşk değil tutkulu ve inişli çıkışlı bir aşk. Aşklarının sebebi birbirleri değil yaşadıkları olaylar. Fark ettiyseniz olaylar bitince aşk da bitiyor, mücadele de... Burada bu aşkın ateşini sağlayan şey Gülbahar'ın aşkının derinlerinde yatan başkaldırı duygusu bu ikisnin aşkını da etkiliyor. Ahmed'in ise aşkının altinda bòyle ateşli bir duygu bulunmuyor o nedenle bu hikayede Gülbahar'ın aşkı gözümüze daha tutkulu geliyor.
Memo
Ah canım Memo, vah canım Memo. İşte olgun aşk, işte olaylara dayalı değil kişilere dayalı sevgi. Şimdi burada da şunu açıklığa kavuşturmak istiyorum Memo' nun kendini feda etmeden önce Gülbahar saçının bir tutamını verince "hayattan alacağımı aldım." Demesi biraz hayattan beklentisinin düşük olduğunu gösteriyor bize. Bence bunun nedeni ise babasının da Paşa'nın arkadaşlarından olması sarayda büyümesi (yanlış hatırlamıyosam, hatırlıyorsam kusuruma bakmayın.) Yani hayatının saray ve paşadan ibaret olması. Gülbahar Memo'nun hayatındaki tek heyecan, tek tutkuydu. Can Memo, can...
Mahmut Paşa
Tam olarak bir siyasetçi portresi geliyor gözümüzün önüne yaptıklarına bakarsak. Kapitalist yöneticiler gibi kalabalıktan korkuyor, kalabalığı cahilleştirmek, yozlaştırmak istiyor. Mahmut Paşa at gözlükleriyle dünyaya bakan, toplumdan kendini iyice soyutlamış, etrafındaki yandaş arkadaşları sayesinde kendini kendi gözünde iyice büyütmüş, gözü ancak halk isyan ettiğinde açılmış... gözü korkudan açılmış.
Halkın Paşa'ya bakış açısı
" Paşa osmanlı olmuş, kafir olmuştur" bu cümle beni çok etkiledi çünkü halkın osmanlı hükümetine kafir gözüyle baktığını apaçık ortaya koyuyor. Tam bu dönem de Ömer Hayyam'ın Rubailerini okuyordum ve Ömer Hayyam da şöyle demiş:" sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı./ insaf be sultanım kötülük hangimizde?" Yani aslında halkın bir kesimi osmanlı politikalarını eleştirmekte hatta kafir gözüyle bakmaktadır osmanlıya.
Yaşar Kemal'in üslubu akıcı ama önemli nokta şu üslubu akıcı olay değil. Tamam olay da heyecan verici ama benim bir kelimeden diğer bir kelimeyi okumamı sağlayan şey olaydan çok kelimelerin kullanımıydı adeta bir çay gibi kelimeler gözünüzün önünden akıp gidiyor. Yazarın betimlemelerinin bu kadar etkili olmasının nedeni betimlediği varlıkların görünüşünün değil hissettirdikleri şeylerin odakta olması.
Bu romanda çok içimizden karakterler vardı. Özgürleşmeye çalışan bir kadın, toplumda yer edinmeye veya edindiği yeri korumaya çalışan bir erkek, kendi halkından soyutlanmış, yozlaşmış bir paşa ve Memo...
Kitabı gerçekten beğendim. Okunmasını tavsiye ederim.