Gönderi

Bilinçdışı kavramını bilinç kavramıyla ilişik olduğu kesindir. Ancak bilinçaltının bilinçteki düşüncelerimize zemin hazırladığı varsayılırsa, bilinçdışı kavramının aslında bilinç olduğu, bilinç kavramın ise bilinçdışı olduğu sonucuna varırız. Böylece bilinç ile bilinçdışı kavramlarının tanımları yer değiştirmiş olur.
·
2 Gösterim
1 Yorum
Şu cümle, gece gece bayağı düşündürdü. O yüzden öncelikle şükranlarımı sunmam icap ediyor. Lakin burada eksik bir kavram var. Bilinç üç etkenden teşekkül etmeli. Çünkü bütün ne’likler üç etkenden oluşur. Bunlar: müsebbip, sebep ve sonuç yahut fail, nesne ve fiildir. Bu mevzuda fail bilinç, nesne bilinç altıdır. Peki ya fiil yani sonuç nedir? İşte probleminiz de burada vücut buluyor! ediyor. Düşünce mi? Yahut bilinçlilik mi? Veya bilinçli olmaklık mı? Bizce en uygun olan üçüncüsüdür. -Bilinçli olmaklık. O halde bilinç, eylemin sonucu değil; eylemin bizatihi kendisidir. Böylece bilinç altı/dışı da eylemin etkeni olur. Peki eylemin etkeni olması, onu eylemin kendisi yapar mı? (Sorunuz tam anlamıyla bu ve sonucunuzuda bu sorudan doğurtuyorsunuz.) Yapmaz! Yapmamalıdır! Eğer yaparsa, fiil, fail ve nesne birlenir. Bu birliktelikte mevcudiyeti ortadan kaldırır. Mevcudiyet ortadan kalkarsa ayrı ayrı bilinç ve bilinç altından zaten bahsedilemez. Öyleyse bilinç altı-bilinç altı, bilinç-bilinç, bilinçli olmaklık ise bilinçli olmaklıktır. ☺️
Kerimcan Uysal
Gönderi Sahibi
Katılarak kendi düşüncenizi sunduğunuz için ben teşekkür ediyorum. Burada eksik bahsettiğim kavram bilinç öncesi. Üçlü bir kavramlar dizgesine gideceksek, kuramı ortaya atan Freud’un ayırımını kullanmanın daha doğru olacağı kanaatindeyim. Bilinçdışı kişiye ait bir şey değil. Toplumsal normlar ve simgeler tarafından yapılandırılıyor. Bilincin varlığının aksine burası ‘’yokluk’’ alanıdır, yani düşünce yoklukla ilgili bir şeydir. Bilinç altı varsa düşünce yoktur. Eski hayatımıza atfen de bilinçdışı’mız haz ile cinsellik dürtülerince kontrol ediliyor. Yani hayatta kalmaya zorlanılıyoruz. (İntihar burada patolojik bir hastalıktır) Sonrasında bilinçdışı bilinç öncesi süzgecinden geçerek, yani beynin önem arz ettiği şeyleri önceleyerek, bilincin ne yaptığını belirleyen, dönüştüren ve değiştiren şeyler haline geliyor. Biz ise bilincin düşündüğünü, eyleme ilişik ana etken olduğu kanaatindeyiz! Ancak derine indiğimizde bilinçdışının kontrolü altındayız ve bilinç ile bilinçdışı’lık birleşmekteler. Yani düşünce yoklukla(bilinçdışı) ilgilidir. Varlıklar aleminde imgesel düzlemde varım, simgesel düzlemde yokum. Dolayısıyla bilinçdışında yokum. Ben olmadığım bilinçdışım düşünüyor ve ben ona göre bir davranış(bilinç) ortaya koyuyorum. Burada mevzu iradenin kalkması aşamasına gelmektedir. Ancak kendimize o kadar yüksekten bakıyoruz ki iradesiz olmak bizi fazlaca aşağılıyor. Bilinçdışı’nın haz ve saldırganlık ilkelerine istinaden, bu kapsamda bir iradesizlikten bahsetmekteyim. Yani kısmen irademiz var.Kısmi irademiz toplumsal normal, simgeler tarafında kalmaktadır. Burada başkaldırdığımız ölçüde iradeliyiz. Özetle biz normale göre hareket ederiz. Bu normaller bilinçdışı yapıyı belirler. Bilinçdışı da benim nasıl hareket ettiğimi, nasıl konuştuğumu belirler. Bilinçdışı simgesel bir yapı ve bizim yerimize düşünür. Ben olmadığımda düşünüyor bilinçdışı ve ben ona göre düşünüyorum. Bilinç burada Freud’un deyimiyle ‘’buzdağının görünen kısmı’’dır. Doğru yansıtabilmişimdir umarım. Şimdilik böyle düşünüyorum. Karşıt görüşlere de tabi ki saygım var 😊
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.