·304 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Aralık 2020 02:06 "İnsan uygarlığı ne kadar egzotik hale gelirse gelsin, hayat ve toplum ne kadar gelişirse gelişsin ya da makine/insan arabirimi ne kadar karmaşıklaşırsa karmaşıklaşsın, insanlığın gidişatının, insanoğlunun kaderinin bireylerin göreceli olarak basit eylemleri tarafından belirlendiği tek güç dönemleri mutlaka olur."
Bir serinin ilk kitabı ile ikinci kitabı ancak bu kadar farklı olabilirdi. Ve bu fark bana inanılmaz iyi yansıdı. Dune bir diriliş hikayesi iken Dune Mesihi bir içsel sorgulama hikayesiydi. Dirilişin ardından gelen, olması gereken bir çöküş hikayesiydi. Olması gereken diyorum çünkü sona giden başlangıç da, sonun sebepleri de çok sağlam bir şekilde işlenmişti. Bu sayede "aptal benliğe" sahip bir adama gözlerim yaşlı veda edebildim.
Dune'un bir diriliş kitabı olduğunu belirtmiştim. Paul'ün doğuşu ile insanüstü özelliklerini keşfetmiştik. Ancak Dune Mesihi kitabı, ilk kitapta zihnimize kazınanları kibar bir dille "o aslında böyleydi" diyerek düzeltti. Zira Paul'ün her bir sorgusunun ardından onun insani özelliklerinden bir tanesini gördük. Bu da klişe bir kahraman(?)dan sıyrılıp biz okuyuculara muazzam sarsıntılı bir iç dünya sundu.
Kitap özellikle dini fanatizmin nelere sebep verdiğini anlatan çok iyi bir hızlandırılmış tarih kitabı gibiydi. Kuşku yok ki, fanatizmlerin en beteri, en büyük sonuçları olanı hep din olmuştur.
Bu kitap ile birlikte hem gerçek Paul Atreides ile tanışmış oldum hem de Dune serisinin uçsuz bucaksız bir açık dünya oyunu, bir maden olduğuna iyice ikna oldum. Her bir taşı kaldırınca altından kıymet çıktı benim için. Üzerine düşünülmüş, fikir üretilmiş bir dolu kıymet.
“İnsan güçlendikçe yalnızlaşır. Sonunda gerçeklikle bağını yitirir... bu da onun sonu olur.”