Alev Alatlı’nın “or’da kimse var mı?” Adıyla yayınlamış olduğu “Günay Rodoplu” serisini çok önceden okumuş ve tesirinden uzun süre çıkamamış biri olarak bu kitabını okumak İçin uzun bir süre bekledim diyebilirim.
Her bir kitabı ortalama iki sene arayla okuduğumu düşünürsem zamanı gerçekten gelmişte geçiyor bile.
Kitapla ilgili öncelikle şunu söylemeliyim; ilk kitapları okumayan birisi için cidden zor bir kitap. Seri birbiriyle çok bağlantılı mı derseniz; hayır değil aslında. Her kitap bir Türkiye gerçeği üzerinden gidiyor ve birbirleriyle genellikle karakter bakımından bağlılar. Ama Türkiye gerçekleri bağlamını düşündüğünüz de diğer kitaplardan bihaber bir şekilde bu kitaba başlamanız baya bir kafa karıştırıcı olabilir.
Şu an kitabı tam bitirmediğim için şimdilik bu kadarla kalsam iyi olacak :)
- ve kitabı bitirdim.
Alev Alatlı’nın kelimelerle raks etmesine hayranım. Günde kaç kelimeyle konuşuyorsanız unutun! Bu kitabı okurken ne kadar çok kelimeyle muhatap olduğunuza şaşıracaksınız. Yazarın edebi dili ustalıkla kullanması bir yandan, bakış açısı diğer yandan.. belki de sizi sersemletecek boyutta bir kitap olacak.
Öncelikle; Kitap dört bölümden oluşuyor ve her bir bölüm kendi içerisinde de bölümlere ayrılıyor.
Bölümler birbiriyle çok bağlantılı olmasa da bir ana konunun üzerinden ilerliyor. Ve bazı kişilerin isimleri -mesela sevan Nişanyan, Ali nesin, Cüneyt Özdemir, Ayşe Arman, Mustafa Sarıgül gibi- açık bir şekilde anılmasa da okurken kim olduklarını anlıyorsunuz. Genel anlamda bu isimler ciddi şekilde eleştiriliyor yazar tarafından ve bir bu kadar isim de anılarak önünüze ciddi bir argüman serisi sunuluyor.
Genç siviller, Şirince matematik köyü, Gonca Kuriş, Abdullah Öcalan, PKK, hizbullah, CHP, AKP... ve yakın tarihte adından çokça bahsettirmiş birçok kişi, topluluk, kuruluş, parti ve birçok olay yer alıyor.
Kitabı, 2003 ve sonrası olarak düşünürsek eğer “yakın Türkiye tarihi” olarak adlandırabiliriz diye düşünüyorum. Serinin diğer kitapları gibi bir Türkiye tipolojisi üzerinden Türkiye’ye dair her şeyden bahsediyor aslında kitap.
Beyaz Türk olarak nitelendirilen insanların yaşadıkları, beklentileri, umut ettikleri, geleceğe dair hüzünleri, bolca eleştiri, dert yanmaları, planlar, yaşanan acılar, düş kırıklıkları, neydik ne olduklar, ütopyalar, distopyalar, siyaset, kültür, paçozluk, beklentiler...
ben kitabı genel anlamda beğendim. Zaten Alev Alatlı’nın kitaplarını her zaman beğenmişimdir. Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin ama Alev Alatlı bu memleketin belki de bir daha yetiştiremeyeceği büyük bir yazardır benim için.
ve yazarın -kitabın sayfa 185 ve 186 da tanımlamış olduğu- paçozluk tanımına ben katılıyorum. Çok eleştiri almış yazarın paçoz tanımı ama günümüzü düşününce yazara hak vermemek elde değil.
Benim için kitap çok güzeldi. Mutlaka okunacaklar listesinde olmalı bence bu kitap.