Puan vermedi·55 syf.··Beğendi
· "Bu Arayışım Boşuna Olmayacak!"
Hayat bir limana benziyor sanki. Bir gemi limana yaklaşırken başka bir gemi demir almış gidiyor limandan. Peki ya biz hangi gemideyiz? Limana yaklaşanda mı yoksa limandan uzaklaşanda mı? Ne tuhaf uzaklaşan yok aslında. Yaklaşmakta olan var. Haksız mıyım?
Baksanıza el Mustafa da öyle yapmış. Kim mi o? Halil Cibran’ın Ermiş’te yer verdiği karakterlerinden biri. Ne mi yapmış? Yüreğinin kapılarını ardına kadar açmış denize doğru kanat çırpmış. Sahi limandan uzaklaştı mı El-Mustafa? Sanmam. Hakikate yaklaşan bir gemideydi o.
Kim bilir belki biz de yakınlaşmak için bir gemi bekliyoruzdur. “ Çünkü kalmak, gecede yanıp tükenirken saatler; donmak ve billurlaşmak, bir kalıbın içine hapsolmak demektir.” Demişti yazar. Siz limanda bekler misiniz bilmem. Ben El-Mustafa ile aynı gemideyim. Yakınlaşmak için uzaklaşıyorum.
Gemi görünmeye başladığında gideceğimizi hisseden kimseler bize mani olmaya çalışırlar mı? Mesela bir duvarcı bize evlerden söz et der mi? Veya bir yargıç bize suç ve cezadan söz et der mi? Yahut bir hukukçu peki ya yasalar diye çıkışır mı? Kim bilir? Peki ya aşk? Aşktan söz et diyen biri çıkar mı karşımıza? Bence bu tarz sorular sormazlar, soramazlar…
Çünkü bir duvarcı “Kent surları içine bir ev inşa etmeden önce hayalinizdeki kırlara çardak kurun.” cevabını duymak istemez. Veya bir yargıç, “Ruhunuz rüzgârın sırtında başıboş dolanmaya çıktığındadır, yalnız korumasızken, kusur işlemeniz başkalarına ve dolayısıyla kendinize karşı. İşlediğiniz bu kusur için kutsanmış kişilerin kapılarını çalıp, esameniz okunmadan beklemeniz gerekecek bir süre.” cevabını duymak istemez. Yahut bir hukukçu, “ Yasa çıkarmaktan haz alıyorsunuz. Ama onları çiğnemekten aldığınız haz daha fazla. Okyanus kıyısında oynayan, durmaksızın kumdan kuleler yapıp sonra da kahkahalar atarak onları yıkan çocuklar gibi.” cevabını duymak istemez. Peki ya aşk? El-Mitra gibi aşkı soran çıkar mı karşımıza? Sanmam “Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin… Yolları zorlu ve dik olsa da.” Cevabını duymak istemez.
Soracağınız vakit sizin kendinizden vazgeçeceğiniz noktadır. “Çünkü canına sevgili isteyen ile sevgili için can isteyen arasında hayat yolculuğunun ta kendisi gizlidir.”
“Kendinden başka bir şey vermez aşk ve kendisinden başkasından almaz. Ne sahip olur ne sahip olunmak ister. Çünkü aşk aşka yeter.”
Şimdi anlatmaya kalksam cevabını duymak istemedikleri birçok durum var. Bunlar anlatılmaz değil. Anlatılır. Ama zaman… “Ölçüsüz ve ölçülemez olan zamanı ölçmek istersiniz. Ruhunuzun yolunu saatlere ve mevsimlere göre ayarlamak, belirlemek istersiniz. Dün, bugünün anısından ve yarın, bugünün düşünden başka bir şey değildir. Zamandan, kıyısında oturup akışını izlediğiniz bir ırmak yaparsınız.” Neyse yine kitaba aktık. Halil Cibran bunları o kadar güzel, sade ve bir o kadar da samimi bir üslupla anlatmış ki… Denizin ortasında tekrar tekrar kaybolmak istedim. Siz şimdi “Hiç olur mu öyle şey! İnsan neden denizin ortasında kaybolmak ister ki?” diyeceksiniz. Hemen söyleyeyim. Kaybolacağınız denizin içinde Halil Cibran varsa o deniz kaybolmak için fevkalade bir denizdir. Şimdi siz yine tekrar “Ne tür balıklar var?” diye soracaksınız. Söylerdim ama bunları söylemek Halil Cibran’ın El-Mustafa karakteri dururken bana düşmez. Halil Cibran’ın “Ermiş” adlı eserine bir bakın derim.
Bitmek tükenmek bilmeyen bir arayış. İnsan kendini geliştirmeli Hz. Peygamberimizin dediği gibi. “Bir günü diğerine eşit olan zarardadır. İnsan kendini geliştirmeli, değiştirmeli ama bu sırada kim olduğunu kendi benliğini yitirmemeli insan.” Tıpkı El- Mustafa gibi gidiyorum. “Hiçbir güne bir başka günü bitirdiğimiz gibi başlamayız; Hiçbir şafak bizi gün batımının bıraktığı yerde bulmaz.” Bu arayışım boşuna olmayacak…
Sedef Kurtçu nam-ı diğer İnci Tanesi.