·712 syf.····Okunma: 09 Aralık 2020 19:30 "Yüzüklerin Efendisi dışında bu kitapla kıyaslanacak başka bir kitap yok."
Arthur C. Clarke 'ın bu kadar iddialı bir cümle kurduğu bu eser hakkında görüşlerimi paylaşma ihtiyacı hissettim.
Bilim kurgu klasiği olarak görülen Dune serisinin bu ilk kitabı benim anladığım manada bir bilim kurgu eseri değil. Benim bu türde bir eserden beklentim ; teknolojinin gelişmesi ile yapay zekanın kazandığı bilinç üzerinden veya uzuvlarını yedek parça gibi değiştiren "cyborg insan" tasviri ile bana "bilinç, insan, ahlak ve etik" kavramlarını sorgulatabilmesidir. Bir bilim kurgu eseri bitirdiğimde ; insan nedir?, bilinç nedir?, insanların makineleştiği cyberpunk bir dünyada "insan" dediğimiz kavramın sınırlarını nasıl belirleyeceğiz? gibi konular üzerinde düşünmektir amacım.
Peki "Dune" bu anlamda bir bilim kurgu mudur?
Anladığım kadarıyla yazar bu konuda farklı bir yol tercih etmiş. Daha iyi açıklamak için öncelikle Dune evreninden kısaca bahsetmem gerek.
Aslında bu evren şuanki dünyanın binlerce yıl sonraki bir tasviri. İnsanoğlu artık yıldızlararası seyahat edebilecek bir düzeye gelmiş ve farklı gezegenlerde koloniler kurmuş. Hatta o kadar uzun süre geçmiş ki artık bu koloniler gezegenin şartlarına uyum sağlamış ve bir nevi "yerlisi" olmuşlardır. Ancak günümüz kültür, din ve politik unsurların etkisi de hala kuvvetli bir şekilde devam etmektedir. Örnek vermek gerekirse ; farklı versiyonları ortaya çıkmış olsa da hala İncil ve Hristiyan mezhepleri varlığını sürdürüyor, çoğunluğu çöl olan Dune gezegeninde İslam inancının devamı sayılabilecek bir din ve Mehdi inancı hakim. Hatta satır aralarında geçen diyaloglarda zamanında yapay zekanın ortaya çıkmasıyla bir çatışma çıktığını anlıyoruz. Ana karakterimiz Paul konuyla ilgili "İnsan gibi düşünen makineler yapmayacaksın" şeklinde bir İncil alıntısı yaparak yapay zekanın dini saiklerle engellendiğini bize açıklamış oluyor.
Kitabın içeriğinden kısaca bahsetmek gerekirse sulak ve bereketli bir gezegen olan Caladan Dükü Leto Atreides, İmparatorun emriyle daha önceki sahibi Atreideslerin rakibi Harkennonların hüküm sürdüğü Arrakis (Dune) gezegeninin yeni yöneticisi olması ile başlıyor. Bir takım olaylar neticesinde Dükün oğlu ana karakterimiz Paul Atreides'in yolu gezegenin yerli halkı olan Fremenler ile kesişiyor.
Fremenler çöl ortamına uyum sağlamış, Dune gezegeninin yerli halkı. Burada Fremen kültüründe "suyun" önemini ve bunun gelenek ve göreneklerine yansıması çok ilgimi çekti. İnsanların zenginliği sahip oldukları su ile ölçülüyor. Vücut sularını korumak için damıtıcı giysiler giyip kaybettikleri suyu tekrardan kazanıyorlar. Aralarından biri öldüğünde "Eti çöle suyu kabileye" diyerek vücut sıvılarını değerlendiriyorlar.
Gözyaşına atfettikleri anlam çok hoşuma gitti. Biri için gözyaşı döküldüğünde "Ona suyundan verdi." diyerek hayrete düşüyorlar. Onlara göre bu birine verilebilecek en değerli şey.
Kitabın bana göre en kuvvetli yanı siyaset, politika ve din konusunda, kurguya yedirerek verdiği mesajları. Daha fazla uzatmamak adına burada detaya girmeyeceğim. Hoşuma giden bazılarını alıntılarımda paylaştım.
Dune, edebi ağırlığı ve derinliği olan ince düşünülmüş kapsamlı bir eser. İlgisi olanların beğeneceğini düşünüyorum.