Oğuzların bilinen en eski destansı hikayelerinin yaratıcısı, kimine göre “Yol Gösterici Ata”, kimine göre “İshak Peygamberin Soyundan Geldiğine İnanılan Kutlu Şahıs”: Dede Korkut.
Gerçekte hangisi olduğunu bilemediğim Dede Korkut birçoğumuz için edebiyatımızın yapı taşlarından bir tanesi.
Bu durumu Fuat Köprülü şöyle özetlemiş: “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’ u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.”
Asırlar sonra bile anlatılarıyla adından söz ettirmeyi başaran Dede Korkut hakkında söyledikleri için Fuat Köprülü’ ye katılmamak olanaksız.
Bu incelemede 15.yüzyılda kaleme alınmış 12 Dede Korkut Hikayesinden bir tanesi olan “Bamsı Beyrek” i konu alan Ufuk Tufan ‘ın uyarlama romanı Bamsı’ dan bahsedeceğiz.
Kitabımızın yazarı Ufuk Tufan, 12 Dede Korkut Hikayesi’ nin tamamını yeniden kaleme almayı ve geniş bir kitleye tanıtmayı kendine misyon edinmiş bir Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni.
Fazlasıyla takdir ettiğim bu güzel hedef için yazara uzun ve zorlu yolunda başarılar diliyor ve kitap hakkındaki düşüncelerime geçiyorum:
Kitap Ömer Halisdemir’ e ithaf edilen bir giriş yazısı ile bizleri karşılıyor. Akıcı bir dille kaleme alınmış hikaye Bamsı ve Banu Çiçek’ in dillere destan aşkını konu almış.
Şahsi görüşlerime değinecek olursak; Kitabı lise yahut ortaokul çağında öğrenciler için bilgilendirici ve akıcı buldum fakat herhangi bir yetişkin okuyucu için, kitap ziyadesiyle eleştiri oklarına açık durumda. Doğru bulmadığım ilk nokta; kitabın ele alındığı dönemin bir geçiş dönemi olması söz konusu, yani kitapta Türklerin İslamiyet ile tanıştığı ilk dönemler ele alınıyor fakat kitap Arap kültüründen çok fazla yansıma taşıyor. Kitap o dönemde Müslüman olan boylardan “Oğuz” boyunu ele alıyor da olsa, diğer bir çok Türk boyu henüz İslamiyetle tanışmamıştı. Farklı bir çok inanış ve kültür yapısının uzun yıllardır benimsenmiş olduğu bir toplumun dili ya da yaşayışı üzerinde kısa sürede radikal bir değişim olamayacağı aşikar iken Araplara ve İslamiyete ait bir çok terimin diyaloglarda yer alması beni hayli hâyâl kırıklığına uğrattı.
Kitabın diyalog kısımları da oldukça zayıftı mesela kitap karakterlerinden birinin ağzından “Şu şanslı kişiyi söyle artık” , “...onlara eziyet etmekten zevk alan bir ruh hastası.” gibi cümleler duyuyoruz.
O dönemde bu şekilde konuşan insanlara rastlamak mümkün değildir çünkü bu konuşmalar ziyadesiyle bizim olgun olmayan kesim olarak tabakalandırdığımız kimselerin konuşmalarına benziyor, o dönemde kimsenin duygularını ifade edişi bu kelimelerle olamaz.
Dede Korkut Hikayeleri nazım ve nesirin harmanlanmasıyla oluşan bir yazın diline sahip iken, yazar romanını sadece düz yazı olarak kaleme almış. Ve kendine has olan hikayeler böylece sıradanlaşmış. Her ne kadar yazar kitabın uyarlanarak yazılmış olduğunu belirtmiş de olsa kitabın bir çok noktasının olgunlaşmamış olduğu kanaatindeyim. Okunabilir fakat Dede Korkut’ u öğrenmek için doğru kaynak bu kitap değil.