Gönderi

7/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2020 64. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2020 11:19
Kitabın “Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” cümlesiyle başlaması beni çok etkilemişti. Annesinin ölümüne duyduğu üzüntünün ne kadar derin olabileceğini hayal etmiştim fakat okumaya devam ettikçe bunun tam tersi olduğunu anladım. Annesine ve ölümüne karşı hiçbir duygu besleyemeyen o yabancı Meusault, cenaze gününde bile eve gideceği ve saatlerce uyuyacağı o güzel uykunun hayalini kurmuştu. Ertesi gün ise tanıştığı Marie ile filme gitmekte, yüzmekte ve tüm kayıtsızlığını korumaktaydı. Meusault’un hayata karşı ilgisi tamamen umursamamazlıktan geçiyordu. Etrafındaki bütün olay ve kararlara karşı öyle umursamaz ki verilecek her karara tamam diyor. Sorgulamak, irdelemek, istemek ve hissetmek ona çok uzak. “Söyleyecek fazla bir şeyim hiçbir zaman olmadı. Ben de sustum.” cümlesi her şeyi anlatıyor aslında. Meusault toplumdan ve toplumun oluşturduğu değer yargılarından kendini soyutlamış, kendi benliğinde hatta kendi benliğine bile yabancı olan biri. Apartmandaki diğer insanlarla olan ilişkileri de onlar doğrultusunda gelişmişti. Raymond’un düşüncelerinin topluma ne kadar aykırı olduğunu görsek bile Meusault için bir anlam ifade etmiyor ve çözümü her düşüncesini onaylamakta buluyordu. Bu arkadaşlık doğrultusunda bir cinayet işledi ve kendisini mahkemede buldu. Buradaki yargıçların tutumu onun bir cinayet işlemesinden çok annesinin ölüme karşı duyduğu umursamamazlıkta ve kendisine olan uzaklığında yatıyordu. Sanırım bunu anlamak çok güçtü. Bizler bu düşünceyi Bay C. ve Raskolnikov’la da bağdaştırabiliriz. Hayatını hep arayış içinde geçiren o kişiler... Mahkeme salonunda yaşanılanlara ve Meusault’un avukatının savunmalarına bile öyle yabancı kalmıştı ki, olayı yaşayan benim ama benim hiçbir söz hakkım yok diye düşünüyordu. Buradan çıkarılacak her sonuca hazırdı. Bu sonucun idam olması ise hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Ne yaptığı cinayet için pişmandı ne de kendini haklamak adına konuşmaya isteği vardı. Hatta son sözü sorulduğunda bile diyecek bir şeyim yok demişti. İdamına yakın onunla konuşmak için gelen Papaza bile aynı kararlılığı göstermişti. İnanç onun için bir anlam ifade etmiyordu ve bu değişmeyecekti, affedilmek istemiyordu. Hayata karşı olan tutumunu hiçbir zaman değiştirmedi. İdamına bir gün kala kendini yaşamaya hazır hissetmiş ve kendini ilk kez dünyanın tatlı kayıtsızlığına bırakmayı hayal etmişti. Onun için hayat belki de bundan sonra başlıyordu. Kitabın bundan sonrası bizim hayal gücümüze kalmış, yazın yazabildiğiniz kadar. Albert Camus’un okuduğum ilk kitabı oldu. Neden daha öncesinde bu yazarla tanışmadığımı sorgulayıp durdum. Diğer kitaplarını okumak için can atıyorum. Son olarak burada sorulacak olan sorular idamın gerekliliği ve ölen kişiden sadece Arap olarak bahsedilmesi olabilir. Bu sorular eşliğinde okumanızı dilerim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
·
16 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İdamı gerekli mı görüyor yazar, yoksa siz mi anlayamadım o kısmı
Nur Zişan Akan
Gönderi Sahibi
Karakter idama çarptırılıyor. Benim anladığım kadarıyla yazar idamı desteklemiyor🤷🏻‍♀️