·188 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Aralık 2020 15:25 Klasik anlatım tarzından uzak, yenilikçi, deneysel post-modern edebiyatın güzel orneklerinden biri olmuş bence "Eş". Ayrıntılardan uzak, betimlemelerin (çoğu zaman hikaye için gerekli olup renk katsa da) bilinçli olarak çok kısıtlı kullanıldığı ve bundan da güç alan sürükleyici bir roman.
Hayatın an'lardan oluştuğunu sade ve dolaysız anlatımıyla çok net göstermiş. Zaten yaşam da akılda kalan anlardan oluşan iyi kötü fotoğraf karelerinden, birkaç cümleden, izlenen bir film sahnesinden, okunan bir romandan, duyulan bir anekdottan geriye kalanlarin bugünkü ruh halimizde yarattığı hisler değil midir?
Dokunakli bir hikaye anlatmak için aşkı yüceltmeye ya da acıyı kör göze parmak sokar gibi anlatmaya gerek olmadığını çok güzel ifade etmis. Hüzün de eğlence de an'larda.
Daha ilk sayfada "... Daha o zamandan hikayelerin bazıları zahmete değmeyecek kadar önemsiz görünüyordu. O halde neden şimdi aklıma geliyorlar? Hepsinden bu kadar bıktığım şu zamanda, neden aklıma geliyorlar?
Anılar mikroskobik şeyler. Bir araya toplaşıp ayrılıveren minicik parçacıklar. Küçük insancıklar, demişti Edison onlara. Varlıklar. Nereden geldikleri hakkında bir teorisi vardı ve teoriyie göre o yer, uzayın derinlikleriydi." derken aslında bizim nasıl bir romanın içine girmek üzere olduğumuzu ustalıkla işaret etmiş Jenny Offill.
Bütün bunların yanında da şaşırtıcı derecede dürüst bir roman ayrıca "Eş". Eş aldatıldığını öğrenene kadar birinci tekil şahıstan anlatırken, aldatıldığını öğrendiği anda hikayenin dışına çıkar ve kendisi için "eş" demeye başlar. Bu tarafsız anlatımda zaman zaman eşine hak verdiği bile olur. Ta ki durumu kabul edip evliliği sürdürmeye karar verene kadar. O zaman yeniden kendi yaşamına dönüp hikayesinin anlaticisi olur ve birinci tekil şahıs anlatımına döner.
Son bölümde "... Kar yine yağıyor. Yumuşak ıslak kar taneleri senin yüzüne düşüyor. Benimse rüzgardan gözlerim sulanıyor..." derken, edebiyatta sık kullanılan "kar" imgesiyle, suçların silindiğini, eşinin yüzünde artık o işlediği suçu görmediğini işaret ediyor. Sonuçta kar bütün izleri, kirleri, günahları örten temiz beyaz bir örtüdür, öyle değil mi?
Ayrıca romanda hiçbir karakterin isminin olmaması da; hayatta hepimizin kendimize biçilen rollerin içinde yaşadığımızın, adımız her ne olursa olsun karşımızdakinin bizi gördüğü kişiden ötesi olmadığımızın çok zekice bir anlatımı bence.
Okuduğum en iyi anlatımlardan biriydi. Kesinlikle tavsiye ederim..