Ölmeye Yatmak’ın gidişatı içinde karşımıza yakından tanıma fırsatı bulduğumuz pek çok karakter çıkar. Ancak bunlardan hiçbirisi, romana başlığını da veren Aysel kadar merkezde değildir.
Diğer karakterlerden farklı olarak, yalnızca “geçmişte” değil, “şu anda” da takip ettiğimiz Aysel, Türkiye ile ilgili farklı konularda araştırmalar yapan başarılı bir profesördür.Roman başlamadan bir süre önce, öğrencilerinden biri olan Engin ile yatmış, daha sonra da, hamile olduğundan şüphelendiği için, bir otele gelerek intihar etmeye çalışmıştır.
Aysel’in intihar girişimi başarılı olmaz, ancak romanda onun neden böyle bir duruma geldiğini açıklayan kapsamlı bir arka plan verilir. Bir karakter olarak Aysel, sürekli olarak toplumsal beklentilerin etkisinde kalmış, bu beklentiler dışında kendisine “özgün bir kimlik” yaratamamış birisidir.Üstelik, içinde yetiştiği toplumun beklentileri, belli noktalarda birbiri ile çelişir. Örneğin, “Atatürk’e layık, çağdaş bir kız” olma gerekliliği nedeniyle, eğitimine devam etmesi, üniversiteye gitmesi gerektiğini düşünür. Oysa eğitim yerlerinin kızların erkeklerle serbestçe ilişkiler yaşayabileceği yerler olduğunu düşünen ağabeyi İlhan, bu isteğe karşı çıkar. Babası Salim Efendi de, onu bir an evvel evlendirmek ister. Bu durumda, Aysel’in üzerinde yaratılan farklı toplumsal baskılar kendi içlerinde de çelişerek, içinden çıkılması daha da zor bir hal alır.
Her iki tarafı da idare etmek için, evde dikkat çekmemeye çalışarak ders çalışan, ailesi her şeyden çok ağabeyi İlhan’ın politik görüşleriyle uğraşırken kendini unutturmaya çalışan Aysel’in hisleri şu şekilde tanımlanır:
Bir Atatürk çocuğu olup da bu ödünleri vermek zorunda kalmak! İşte bu, yalnız bile mutsuz etmeye yetiyordu kendisini.
İlerleyen yıllarda, bütün bu kafa karışıklıkları ve hisler yalnızca “çocukluk” ile açıklanamayacağı dönemde de, Aysel kendisinden “beklenen” rolleri oynamayı sürdürür. Örneğin, 200. sayfada, pedikür yaptırmaya gittiği bir kuaförde, sürekli olarak insanları acele ettirme alışkanlığı olduğunu itiraf eder. Aysel, artık bir üniversitede profesör olduğu için, “hep ciddi görevleri olmalı”dır: İnsanlar ondan hep bir şeyler yazmasını, konferanslara gitmesini, meşgul olmasını bekleyeceği için, böyle bir durum olmasa bile, Aysel varmış gibi davranır.
Romanda anlatılan kurguyu ortaya çıkartan olay, yani Aysel’in Engin’le yatması, tüm bu koşullar nedeniyle sadece fiziksel bir eylem olarak okunamaz. Aysel’in öğrencisi ile yatması, onun gençliğinden bugüne kadar kendine biçilen bütün kimliklere karşı gelen bir harekettir. Aysel, öğrencisiyle yattıktan sonra ne ideal bir profesör, ne ideal bir eş, ne namuslu bir aile kızı, ne de kusursuz bir Atatürk çocuğu olabilir.
Kitabın başında, intihar etme düşüncesiyle bir otele kapanmasına sebep olan bu durum, odada geçen bir saatlik hesaplaşmanın sonunda “olumlu” bir şeye dönüşür. Hayatında ilk kez gerçek anlamda bir başkaldırıda bulunmuş olan, ilk kez yalnızca kendi istediği için bir şeyi gerçekleştirmiş olan Aysel, kendisine ait, toplumdan bağımsız bir kimliğin de ilk adımını atmış olur.
Roman, aslında Aysel’in yaptığı şeyin yanlışlığını kabul etmesiyle tamamlanır - ancak her konuda iyi ve kusursuz olabilmek için, her konuda iyi ve kusursuz bir dünyada yaşamak gerekir.