·80 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Aralık 2020 19:40 Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig
Kendime hatırlatıcı olması nedeniyle yazmamdam ötürü ufak da olsa spoiler içerecektir. Kibarlık edip okuyacaksanız lütfen bir önceki cümlede yer alan uyarıyı dikkate alınız.!
Yazarımız, bir subayın ağzından 4 ay önce yaşadığı bir olay üzerine yazıyor ve o zamanki kendisi ile şimdiki kendisinin bir olmadığının farkında bir anlatıcı ortaya koyuyor. Kendini o zaman olduğu kişiden tamamen soyutlayarak eleştirebilir ve yargılayabilir görüyor. Okudukça da anlıyoruz ki kendini yargılama yoluna gidiyor. İçinde yaşadığı ikilemlere kendi yorumlarını katıyor ve yaşadığı ya da yarattığı problemleri kendi yöntemleri ile çözerek aslında bir arayış içinde olduğunu yansıtıyor.
İnsan içindeki kötü duyguların dürtülme sürecinde insanın yaşadıklarına dair anlatılar yer alıyor. İnsanın içindeki vahşiliğin bir yerlerde saklandığı yerden çıkmak için fırsat kolladığı gözlem ile anlatılıyor. Bu vahşiliğin ortaya çıktığı kişilik ise yediği önünde yemediği arkasında diye tasvir edeceğimiz bir zengin adamda ortaya çıkıyor. Her şeye doymuş olan bu kişilik farklı heyecan arayışlarına girişerek kendi ruhunu, özünü tekrar bulabilmeyi hedefliyor fakat umduğu gibi de olmuyor.
Kendine göre işlediği suç -bahis kağıdını alıp bozdurmak- ona hayatta olduğunu, aslında yaşadığını anlatmıştı. Bu yönüyle birlikte aslında yaptığı eylem ona yanlış olduğunu düşünse de haz ve zevk vermişti. Bu tarz ikilemler sadece bununla kalmasa da adam yalnızlığın verdiği dayanılmaz bir hiçlikten kurtulma çabasına giriyor. Giriyor girmesine fakat işler her zaman düşündüğü gibi gitmiyor elbette.
Sabah hipodromda bir kadınla bakışırken, bundan haz alırken akşam gittiği ortamda kadınla yüz yüze gelmekten korkar bir hale geliyor. İçinde bulunduğu durumu özetleyen bir anlatım oluyor. Ve anlatımın özünü ve kitabın da başlığını oluşturan gecenin silsilesi başlıyor. Hayatının kendi adına anlamını bulmaya başladığı geceyi buluyor.
Başlarda kötülükten aldığı gazın yerine iyilik yapmakla başkalarının yüzündeki mutluluğu görmekle de gelebileceğini görüyor ve bu şekilde adımlarını atıyor.
Asıl mutluluğun başlarını düşünmeden hareket edip egoistçe kendi hazzını düşünmekten değil, başkalarının iyiliğiyle görülebileceğinin farkına varıyor. Bunun farkına da lunaparkta karşısına çıkan fahişeyi önemsediğini gösterdiğinde aldığı karşılıkla varıyor. Öyle ki şöyle bir söz kullanıyor: "içimin bir zamanlar ne kadar ölü olduğunu asla bilmediler, şimdi nasıl çiçek açtığımı da anlamayacaklar." Bu sözden anlaşılacağı üzere artık mutluluğun kaynağını bulduğuna inanıyor.
Stefan Zweig'ın kitaplarında yer alan karakter analizleri ve psikolojik yaklaşımlar kendini bu kitapta da belli ediyor. Ana karakterimizin iç dünyasını ve aslında insanoğlunun içinde yer alan o bastırılmış kötülük duygusunun haz doyumuna ulaşıldığında meydana çıkabileceğinin bir anlatımı şeklinde ilerleyen bir hikaye. Anlatımı, dili ve hikayesi ile bir çırpıda okunabilecek, okunası bir kitap.
İyi okumalar...