Maalesef sonunda bitirdiğim ve okuduğum için bin pişman olduğum bir kitap.
Sevdiğim tek şey kitabın kapağı kitabın isminin hikaye ile çok güzel oturduğu. Bundan 1 gün önce bitirip yorum girseydim "aynı zamanda baş karakterin hastalığını da çok ilgi çekici buldum," gibi bir cümle de kullanabilirdim. Fakat onunla ilgili bir yazı okudum ve bu kitaptan daha da nefret etmeme sebep oldu. Ama ona en sonda geleceğim.
Şöyle ki baş karakter Alex, 'gerçek ve hayal' algısını birbirinden ayıramayan bir şizofreni hastası. Her yere elinde kamera ile gidip fotoğraflarını çekiyor, onlardan albüm yapıyor. Daha sonra baktığında gerçek mi değil mi olduğunu hatırlaması için ona yardımcı oluyor. Kız kardeşi en yakın arkadaşı, her şeyi ona anlatıyor. Ve ailede sadece kız kardeşi sorular sormuyor, onu anlıyor. Aynı şekilde Magic 8 ball kullanarak kendi sorularına "evet, hayır, belki vs." tarzı cevaplar alan bir karakter.
Alex'in terapisti onun okulda kendi yaşıtlarıyla olmasının daha iyi olduğunu düşündüğü için lise son sınıfta bir okula başlıyor. Bildiğimiz lise, bildiğimiz popüler kötü kızlar, hemen okulun ilk günü ölümüne arkadaşız artık olan tipler....
Kitabın ilk bölümünde Alex bundan 10 yıl önce bir markette Istakozları serbest bırakmaya çalışırken mavi gözlü rüya gibi bir çocuk ona yardım ediyor. Ama sonra ortadan kaybolduğu için onun gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu bir türlü çözemiyor. Tabi liseye başladığında aynı ona benzeyen bir çocuk gördüğünde ikilim de kalıyor. Acaba aynı çocuk mu? Yoksa değil mi?
Kitap bunun üzerinden ilerliyor. Şimdi Alex'in kişiliğine ve okulda gördüğü mavi gözlü çocuk olan Miles hakkında yazmak istiyorum.
Miles bildiğimiz kendi karanlık sırları olan, herkese kötü davranan ve hiç arkadaşı olmayan biri. Alex okulun ilk gününden ona yaklaşıp her yerde takip ediyor böylece ikisi yakınlaşıyor. Bir kere Miles karakterini hiç sevmedim. Alex gibi bir kıza istediği her şeyi yaptırıyor. (Şöyle ki Miles okulda para karşılığı başka insanlara şakalar yapıyor. Ama acımasız şakalar.) Bunlardan biri Alex'in en yakın arkadaşlarından birine yapılıyorken, Alex'in sadece "hayır, ne yapıyorsun, yapamam" demesi ve ardından yapması ayrı bir ironiydi... Ve yazarın sırf biz şaşıralım diye araya sıkıştırdığı Miles hakkında başka bir hastalık. O kadar havada ve o kadar saçma bir detaydı ki...
Daha da saçma olan Alex'in hastalığı. Alex şizofreni hastası. ŞİZOFRENİ. Eğer bu kızın böyle ciddi bir hastalığı varsa, hayal ile gerçeği ayıramıyorsa o zaman neden annesi ve babası daha dün tanıştığı okul arkadaşları ile bir partiye gitmelerine izin veriyor? Annesi ve babası güya kızının üstüne titrerken 17-18 yaşında bir ergenin "Sen kızına hiç annelik yapmıyorsun, berbat bir ebeveysin, bu nasıl babalık" gibi cümleler kurması nedir? Ve babasının sadece "biz onun iyiliği için yaptık" deyip başını eğmesi...
Gelelim o çok meşhur hasta-doktor ilişkisine. Burada o ilişki yok. Terapist yok. Aslında var ama yok gibi. Normal bir psikoloji kitabında terapist-hasta ilişkisini hep okuyoruz. Yani olması gerek o dur. Bir doktor vardır ve hastaya sorular yöneltir, konuşurlar bir nevi içini dökme seansıdır. Burada terapistin sadece adını duyuyoruz o kadar. Terapistine küfürler savuruyor "bir daha onunla konuşmayacağım" diyor. Ee zaten hiç konuştuğunu görmedik ki? Bu hastalık hakkında yazılan bir yazıyı okudum. Goodreads'de psikoloji okuyan bir kullanıcı bu hastalık ile ilgili bir yazı yazmış. Karakterin çok saçma ve kitapta ki hastalıkların çok yanlış anlatıldığını yazmış. Onu okuduktan sonra kitaptan iyice nefret ettim.
Kitaba 1 puan verdim. Bunun sebebi kitabın başından beri aslında herkesin beklediği bir şeyin olmuş olması. O olayda gerçekten hiç beklemediğimiz bir zamanda olduğu için, oradan puan verdim tek. Dili akıcıydı. Bölümler kısa olduğu için hemen okunuyor. Ama asla önereceğim bir kitap değil.