Maalesef sonunda bitirdiğim ve okuduğum için bin pişman olduğum bir kitap.
Sevdiğim tek şey kitabın kapağı kitabın isminin hikaye ile çok güzel oturduğu. Bundan 1 gün önce bitirip yorum girseydim "aynı zamanda baş karakterin hastalığını da çok ilgi çekici buldum," gibi bir cümle de kullanabilirdim. Fakat onunla ilgili bir yazı okudum ve bu kitaptan daha da nefret etmeme sebep oldu. Ama ona en sonda geleceğim.
Şöyle ki baş karakter Alex, 'gerçek ve hayal' algısını birbirinden ayıramayan bir şizofreni hastası. Her yere elinde kamera ile gidip fotoğraflarını çekiyor, onlardan albüm yapıyor. Daha sonra baktığında gerçek mi değil mi olduğunu hatırlaması için ona yardımcı oluyor. Kız kardeşi en yakın arkadaşı, her şeyi ona anlatıyor. Ve ailede sadece kız kardeşi sorular sormuyor, onu anlıyor. Aynı şekilde Magic 8 ball kullanarak kendi sorularına "evet, hayır, belki vs." tarzı cevaplar alan bir karakter.
Alex'in terapisti onun okulda kendi yaşıtlarıyla olmasının daha iyi olduğunu düşündüğü için lise son sınıfta bir okula başlıyor. Bildiğimiz lise, bildiğimiz popüler kötü kızlar, hemen okulun ilk günü ölümüne arkadaşız artık olan tipler....
Kitabın ilk bölümünde Alex bundan 10 yıl önce bir markette Istakozları serbest bırakmaya çalışırken mavi gözlü rüya gibi bir çocuk ona yardım ediyor. Ama sonra ortadan kaybolduğu için onun gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu bir türlü çözemiyor. Tabi liseye başladığında aynı ona benzeyen bir çocuk gördüğünde ikilim de kalıyor. Acaba aynı çocuk mu? Yoksa değil mi?
Kitap bunun üzerinden ilerliyor. Şimdi Alex'in kişiliğine ve okulda gördüğü mavi gözlü çocuk olan Miles hakkında yazmak istiyorum.
Miles bildiğimiz kendi karanlık sırları olan, herkese kötü davranan ve hiç arkadaşı olmayan biri. Alex okulun ilk gününden ona yaklaşıp her yerde takip
Made You UpFrancesca Zappia · Greenwillow Books · 2017465 okunma
Öncelikle söze nasıl başlamam gerektiğini bilmiyorum çünkü bu kitabı beğenip beğenmediğimi bilmiyorum.
Konumuz şizofren bir kız olan Alex’in 7 yaşındayken bir markette ıstakozlara bakarken yaşıtı olan çilleri ve deniz mavisi gözleri olan bir erkek çocuğunu yani Mavi Göz’ü görmesi ile başlıyor,birlikte ıstakozları tek tek suyun içinden alıp kurtarıyorlar marketi birbirine katıyorlar ancak Alex’in annesi ona ıstakozları kurtarmadığını böyle bir olayın gerçekleşmediğini söylüyor ve yanındaki çocuk hakkında ise hiçbir şey söylemiyor.Alex’te bu çocuğun bir hayal ürünü olduğunu düşünüyor ta ki 10 yıl sonra yeni başladığı okulunda Mavi Göz’ü görene kadar.Konu hakkında daha fazla açıklama yapmayacağım çünkü spoiler olabilir diye düşünüyorum.
Kendi fikirlerime gelecek olursak ben bu kitabın girişini, özellikle şizofren bir insanın gözlerinden bir hayatı gösterebilmesini,karakterlerini,olay örgüsünü,her sayfada farklı bir şey öğrenmemizi ve başından beri aklımda sürekli sorup durduğum sorulara cevap almam açısından beğendim.Ancak kitabın yeri geldiğinde kendini tekrarlamasını,olayların tekdüze gitmesini,kitapta geçen bazı olaylarda bir anlam kayması yani bir kopukluk oluşunu bütünlüğe uymamasını ve özellikle kitabın sonunu hiç beğenmedim. Bu hatalara rağmen bir şansı hakettiğini düşünüyorum bu kitabın.
Yazarın henüz ilk kitabı ve kendisi çok genç bir yazar bu yaşına rağmen böyle bir konuyu seçmiş olma cesaretini fazlası ile taktir ettim.Umarım bir dahaki kitaplarında ilk kitabında yapmış olduğu hataları tekrarlamaz.
Kitaplarla kalın :) .
Her şeyi mi uydurmuştum? Bütün bu dünya benim zihnimde miydi? Bu rüyadan uyanırsam kendimi bir yerlerdeki akıl hastanesinin odasında, ağzımdan salyam akarken mi bulacaktım? Kendim bile olacak mıydım?
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
“Sen gerçek misin?”
“Evet, gerçeğim,” dedi tereddüt etmeden. Elimi göğsüne daha sıkı bastırdı. Kalbi davul gibi atıyordu. “Gerçeğim ben. Bu,” diğer elini de öbürünün üstüne koydu, “gerçek. Bütün gün beni başka insanlarla etkileşim halinde görüyorsun, değil mi? İnsanlarla konuşuyorum; dünyada bir şeyleri etkiliyorum. Bir şeylerin olmasına sebep oluyorum. Ben gerçeğim.”
“Ama... ama ya bütün bu yer, ya her şey zihnimin içindeyse? ...ve sen; ya hiçbir şey gerçek olmadığı için sen de gerçek değilsen?”
“Eğer hiçbir şey gerçek değilse ne önemi var ki?” dedi Miles. “Burada yaşıyorsun. Bu her şeyi yeterince gerçek yapmıyor mu?”
(Sayfa - 357; 358)
☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆
Ço...ok güzel bir kitaptı...
Hem eğlenceli, komik... Hem duygusal(...
Çoook sevdim... İnanılmaz derecede çoook SEVDİM!
Alex, yedi yaşındayken markette tanıştığı o çocuğu halüsinasyon sanmıştı çünkü markette yaşananlardan sonra ne annesi ne de başka biri o çocuktan söz etmişti. Ancak on yıl sonra Alex on ikinci sınıfa yeni bir okulda başladı ve marketteki o çocuğu yeni okulunda gördü. İlk başta biraz ürktü, şaşırdı. Çünkü onun gerçek olup olmadığını bilmiyordu, çünkü Alex şizofreniydi.
Seni Ben Uydurdum, ne yazık ki keşfedilmemiş bir kitap ama ben popülariteyi fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Yazar bazı yerlerde o kadar ters köşe yaptı ki, sindirmek için biraz beklemeye ihtiyaç duydum. Alex de Miles da çok ama çok sevdiğim karakterler oldu. Bence kitaplarda Miles gibi bir erkek karakter bulmak çok zor, hazır onun gibi bir karaktere rastlamışken sindire sindire okudum bu kitabı.
Kitap beni çok etkiledi çünkü olaylara bir şizofreni hastasının gözüyle bakıyoruz ve dolayısıyla biz de okurken neyin gerçek, neyin yalan olduğunu bilmiyoruz. Çok şaşıracağınız duygu yüklü bir kitap. Bence sizi de çok etkileyecek. Bir şans verin ve yarıda bırakmayın derim :):)
Seni Ben UydurdumFrancesca Zappia · Pegasus Yayınları · 2017465 okunma
Kitap şizofren insanlara bakış açınızı değiştirebilecek kalitede, çok gerçekçi çok detaylı yazılmış. Kitabı okurken kişinin yerine koymaktan alıkoyamıyorsunuz kendinizi. Psikolojiye ilgisi olanlara ya da olmayanlara tavsiye ederim.
Hafif wattpad hikayesi havası var ama klişeleri daha az. Kitabın konusu itibariyle karakterlerden birinin hayal olacağını tahmin ediyordum ama hiç beklemediğim biri hayal çıktı.
Seni Ben UydurdumFrancesca Zappia · Pegasus Yayınları · 2017465 okunma
Seni ben uydurdum :) şizofrenik bir kızın hayal dünyası... Belki de yaşadıkları gerçekti sadece mavi gözlü çocuğun sevgisi ve ona olan sevgisi hayal ürünüydü. Belki de herşey biraz gerçek biraz hayaldir. Kitap şizofreni hastası kızın kaos dolu hayatı değilde daha eğlenceli bir hayatı olduğunu yansıtmasıyla eğlenceli sıkıcı olmayan satırları okumamıza sebep oluyor. Ben okurken eğlendim Bi anlığına da olsa Alex'in dünyasını yaşadım. Sonucun sonuca bağlanmaması karakterin değil kitabın da şizofrenik olduğunu göstermiş :) beğendim... Okur kalın.
Seni Ben UydurdumFrancesca Zappia · Pegasus Yayınları · 2017465 okunma
"Seni Ben Uydurdum", okuyanların genel olarak ya çok sevdiği ya da hiç sevmediği bir kitap olmayı başarmış gibi gözüktüğünden kitaba büyük umutlarla başlamadığımı söyleyebilirim.
Peki sonuç ne oldu? Fazlasıyla sevdim.
Öncelikle kitap bir gençlik kitabı ve bildiğimiz Amerikan lise hayatı klişelerini falan barındırıyor. Ama bunun dışında normal gençlik kitaplarından çok daha fazlasına sahip. Ana karakterimiz hem paranoyak hem de şizofren. Ve biz de tüm olayları onun gözünden okuyoruz.
Tüm kitap boyunca her şeyde "Seni O Mu Uydurdu?" diye tereddütte kalıyorsunuz. Bu da kitabın merak unsurunu artırıyor. Genel anlamda yavaş ilerleyen ve sakin bir kitap olmasına rağmen bir şekilde nasıl olduğunun farkına varmadan ilerlemiş ve sonunda da bitirmiş olarak buluyorsunuz kendinizi.
Sonu kimini tatmin etmiş kimi etmemiş, ben açıkçası tatmin oldum. Bunun dışında süreç içerisinde beni şaşırtan bir iki şey oldu ki yani ne diyebilirim bilmiyorum. Kendimi kitabın ikinci yarısında ağlar ve gülerken buldum.
Ayrıca yazarın böyle bir konu seçerek büyük riske girdiğini düşünüyorum. Yazmadan önce konusunda iyi araştırmalar yapmış ve destek almış olduğunu umuyorum. Yani psikolojik bu tarz rahatsızlıklar hakkında pek bir fikrim olmadığından ne kadar gerçekçi olduğunu bilemiyorum kitabın ama ne olursa olsun şizofreni ile ilgili ve hatta genel olarak bu tarz hastalıklarla ilgili olan düşüncenizi ister istemez değiştiren bir kitap olacağına eminim. Çünkü bende öyle oldu.
Yazar karakteri oldukça içten bir şekilde dile getirmiş. Duygu ve düşüncelerini, ikilemlerini okumak insana kendini garip hissettiriyordu. Kendinizi karakterin yerine koymak çok kolay ve bir o kadar da zor. Kitapta bununla birlikte bir de süper zekamız var ki kitapta ara sıra genel kültür edinmiş bile oluyorsunuz
İçimdeki dünyadan bir parça buldum yeryüzünde.. Tıpkı içimdeki gibi.. Istakozlar da benimle aynı duyguyu paylaşıyordu eminim.. Ben hasta değildim ve bunu biliyorlardı.
Akşam başlayıp sabaha biten kitaplardan merhabalarrrr :) Şizofreni ile mücadele eden bir kızı anlatıyor ve bunu "Aman Allahım ne kadar karamsarım, keşke ölsem" diye tutturarak değil. Benim şizofreni hakkında bildiğim sığ bilgi kadarıyla hepsi intihara meyilli, halüsinasyon mu gerçek mi emin olamayan, korkularından kurtulamayan kişiler. Şizofren bir karakteri ilk kez korku, aksiyon değil de gençlik kitabında okumak ne güzelmiş :) Onlarında gençlikleri, hayatları, aşkları var :)
Seni Ben UydurdumFrancesca Zappia · Pegasus Yayınları · 2017465 okunma
Indiana'da yaşamaktadır ve Indianapolis Üniversitesi'nde bilgisayar bilimleri okumuştur. Zamanının büyük kısmını yazarak, karakterlerini resmederek ve okuyarak geçirir. "Seni Ben Uydurdum" ilk kitabıdır.