Olay örgüsü tuhaf, bir o kadar içine çeken öyküleri mevcut.
Galip'i okurken şizofren mi acaba diye düşündüm ve acaba Celal'in yerine geçtiğini mi sanıyor dedim 40'lı sayfalara kadar. Öyle bir yakalandım ki, sonunu güzel bitirmesiyle daha da cezbedici oldu benim için.
Ayrıca Celal'i okurken Hrant Dink geldi aklıma. Kitap 1980'lerde yazılmasına rağmen, 2007 yılında öldürülen gazeteci yazar Hrant'ın ölümüyle ilişkilendirmek ürpetti beni.
Kitapta Mevlana ve Şems-i Tebrizi'nin arasındaki işlenen diyalog enteresandı. İlişkileri üzerine kafa karışıklığı yaratmıyor değil :)