·100 syf.····Okunma: 13 Aralık 2020 22:18 'Doğru yaşamak' nedir? Hayatımızı hangi amaçlar uğruna yaşarsak, ölüme doğru giden bu hayattan, ruhsal olarak tamamen rahat ve her gayemizi gerçekleştirmiş olarak ayrılabiliriz? Evet, işte Tolstoy'un İvan İlyiç'in Ölümü adlı bu eseri yaşam ile ölümün o ince çizgisini ve bu soruyu kendimize sormamız gerektiğini çok güzel aktarıyor bizlere.
Kitapta İvan İlyiç, parlak bir çocukluk geçiren, dersleri iyi olan, okulunu başarıyla bitiren, ve toplumumuzun istediği o örnek insandır. Mesleğinde yükselmiş, ve toplumun üst mevkilerine kadar gelebilmiştir. Aklında evlilik gibi bir düşünce olmamasına rağmen, çok sevip sevmediğini, tanıyıp tanımadığını bile fazla sorgulamadan, toplum tarafından onay verilen bir evlilik olabileceği düşüncesiyle - yine toplum onayı önemli bir nokta - evlenir. Fakat geçen yıllar boyunca çok mutsuz olur, evliliği tam bir hayal kırıklığıdır onun için.
Yıllar böyle geçer, ve birgün talihsiz bir kaza sonucu ardı arkası kesilmez, şiddetli ağrıları başlar İvan İlyiç'in. Geçmeyen bu ağrılar artık hayatını yaşanılmaz hale getirir. Günlük hayatına odaklanmaya ne kadar çalışırsa çalışsın, artık acılarının etkisiyle 'ölüm' düşüncesi hayatının tam merkezine yerleşmiştir. Ve bundan sonra daha önce hiç yapmadığı şekilde kendi yaşamını sorgulamaya başlar. Eşini, işini, arkadaşlarını. Hasta yatağında yatarken, herkesin yapmacıklığı, ve sahteliği onu mahveder.
Ölmek istemez fakat yaşadığı tüm yılları düşündüğü zaman, mutlu ve anlamlı hissettiği anılarının yalnızca çocukluk anıları olduğunu farkeder. Çocukluğundan uzaklaştıkça hatıralarının silikliği canını acıtımıştır. Etrafında ki kimsenin gerçek olmaması, yaşamında anlamlı bir anının olmadığını farketmesi, fiziksel ağrılarından da şiddetli olan bir manevi acı verir ona. İşte bu düşünceler kendine şu soruyu sormasına sebep olur : ' Ya gerçekten yaşamam gerektiği gibi yaşamadıysam, bilinçli seçtiğim yaşamım yanlışsa'. Ölüme doğru gittiğini bilen, ve yaşadığı bütün hayatını sorgulayan İvan İlyiç'in, o hissettiği yoğun acıyı bizde okurken hissediyoruz.
Ölüm bizi korkutmamalı, hatta ölümün varlığı bizi daha anlamlı bir hayat yaşamaya teşvik etmeli diye düşünüyorum. Kendimizi, çevremizde ki herkesi daha çok sevmeye sevketmeli. Anlamlı yaşam nasıl yaşanır sorusuna herkesin kendi hayat penceresine göre farklı cevapları vardır elbette. Fakat şuna da eminim ki, günübirlik heyecanlar, ve çabuk tüketilen zevklerin peşinde koşan bir yaşamın sonunda anlamlı bir yaşam sürdüm demek pek mümkün değil. Kendi içsel yolculuğumuza çıkarsak hayat bize gerçek anlamını bulmanın kapılarını gösterecektir diye düşünüyorum. Gerçekten çok sevdiğim, kendime çok pay çıkardığım bir eser oldu benim için. Herkese okumasını tavsiye ederim.
Keyifli okumalar diliyorum :)