·216 syf.····Okunma: 02 Ocak 2021 21:08 C.P. Gilman genellikle birinci dalga feminizmin önemli kuramcılarından sayılmaktadır. Kadın aklı diye bir şeyden söz edilemeyeceğini ve beynin bir cinsel organ olmadığını savunmaktadır. Anaerkil bir kuramcı olarak; annelik duygusunun toplumu bir arada tutan temel güç olduğuna inanmaktadır.
"Kadınlar Ülkesi" eserinde yalnızca kadınların yaşadığı, anneliğin ön planda tutulduğu, sosyal refahın maksimum olduğu gelişmiş bir toplum sunar bize...
Ülkenin dış dünya ile bağlantısı yıllar önce kopmuştur ve üç tane adamın keşif gezisi ile hikaye başlar. Ülke tüm olumlu yanlarıyla okuyucuya tanıtılır. Toz pembe ve soru işaretleriyle dolu bir pencere açılsa da bazı sorular asla cevaplanmaz. Kendi içerisinde tutarsızlıklar adeta bir kelebek etkisi yaratır.
Kelebek demişken ürünlere zarar veren ve toprak kıtlığı nedeniyle istenmeyen hayvanların soyları bilinçli olarak tüketilmiştir. Ama nasıl? Zira bu kadınlar, öldürmez, savaşmaz...
Ekonomisi takas ekonomisi mi para var mı ?
Toprak verimliliği neye dayanılarak kıt kabul edilmiyor?
Bir mucize olarak 'erkeksiz' üreyen kadınlar, yıllar içinde nüfus artış sorunu ile karşı karşıya kaldığında pat diye çözüm buluyorlar. Mucize ve bilinçli politikalar karşı karşıya ... :)
Sorular bırakan karmakarışık bir eser.
Bir yandan takdir edilesi. "Kadın pek bir şey yapamaz" ve "erkek bir reise ihtiyaçları var" düşüncelerinin nükteli bir cevabı gibi.
Ancak bu eserde kadın, ev dışına çıkarılmaya çalışılsa da annelik kalıbını yırtamamış. Mesela anne olmayı istememek gibi bir şey söz konusu değil. Ayrıca kalıplaşmış bir biçimde tarım ve dokuma sektörü gelişmiş.
Netice olarak 1915'te tefrika edilen "Kadınlar Ülkesi" tutarsızlıklarına ve soru işaretlerine rağmen feminist düşüncenin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur.
O zaman kiminin distopyası kiminin ütopyası olacak bu eseri edinenlere şimdiden iyi okumalar... :)
Güzel bir başlangıç.