Puan vermedi·200 syf.··Beğendi
· İnsanı; insan ruhunun değişken hallerini, açmazlarını, çelişkilerini bu denli yetkinlikle satırlarına taşıyabilen, bunu yaparken de toplumsal mesajlarını başarıyla okuruna ulaştırabilen nadir isimlerden biri Peyami Safa. Onun kitaplarında insandan topluma geçiş, bir kapsam genişliği yakalarız daima. Kitaplığından okuduğum 5.kitap olan Bir Tereddüdün Romanı’nda, konusunun ağırlığıyla yavaş okunan, düşünce odaklı bir eserle karşılaştım bu sefer. Diğer romanlardaki akıcılığı yakalayamasa da, anlatı ustalığıyla, esas meselenin olay akışından ziyade alt perdede işlenen metinler olduğunu fark ettiriyor yazar.
Hikaye içinde hikaye tekniğini kullanıyor sık sık. Karşımıza tereddütler içerisinde bocalayan, kim olduklarından emin olamadığımız birbiriyle ilişkili 3 ana karakter çıkıyor. Yazar kahramanlarını tereddütler içerisinde bırakırken okurunu da unutmuyor. Başından sonuna belirsizlikler içerisinde ilerleyen, nihayeti olmayan bir kurgu bizi karşılıyor.
Kitabı okurken ilk kez “tereddüt” kavramı üzerine bu denli düşünme fırsatı yakaladım.
“İnanmakla inkar arasında tereddüt; ferdi ve içtimai temayüller arasında tereddüt; kendi kendini tahrip aşkıyla, yaratıcı hırslar ve sevdalar arasında tereddüt.. Fakat şüphe ve tereddüde lanet savurmasan evvel hakkını verelim. Zekanın en sivri noktası şüphe ve tereddüttür. Bütün Rönesans bir şüpheden doğdu. Bütün yeni felsefe zaferini Descartes’ın şüphesine borçludur. Fakat mücerret sahada zekanın doruğunu işaret eden bu şüphe ve tereddüt, ameli sahada ölümden başka bir şey değildir. O noktaya kadar çıktıktan sonra, insanın hayat ve müşahhas dünya içindeki azami kıymetine varabilmek için, tereddütten karara geçmesini bilmek lazımdır. Çünkü bu, ölümle hayat arasındaki huduttur..”
Yazar kitap boyunca tereddüde dair yeni pencereler açıyor ve son olarak ekliyor;
“Bu durmadan dönen çark, bu göz karartıcı hız, bu namütenahi yaratılış, oluş ve gidiş, tereddüdü ve tembelliği affetmiyor.”