Puan vermedi·104 syf.····Okunma: 27 Aralık 2020 03:49 Sigmund Freud’un uygarlığın oluşumu, gelişimi ve geleceği hakkında düşüncelerini ifade ettiği bu eserde ana temayı, yazarın uygarlığın devam etmesi için geliştirilmiş bir araç olarak gördüğü dinin yerini, gelecekte hangi argümanın alması gerektiğine dair düşünceleri oluşturuyor.
Yazar, uygarlığı insan nevinin kendisini hayvani yaşayış tarzının üzerine çıkaran bütün yönleri olarak tanımlıyor. Bu yönler, insanın doğayla mücadelesinde ona üstünlük sağlayan tüm bilgi ve yetenekler toplamı ve insanların birbirleriyle ilişkilerini ve doğaya hakimiyet sonucu ortaya çıkan zenginliğin pay edilmesini düzenleyen kuralların yekünü olmak üzere iki ana kategoride cem ediliyor. Yazar uygarlığın ikinci yönündeki kuralların bireyler üzerinde sınırlayıcı bir etki oluşturduğunu ve bu etkinin bir sonucu olarak kişide uygarlığa karşı bir hoşnutsuzluk ve gizli bir düşmanlık geliştiğini ifade ediyor. Yazara göre uygarlık bu noktada kendi bekasını sağlama adına çeşitli argümanlar geliştirmiştir ve bunlardan en önemlisi de dinlerdir.
Dinlerin rasyonel sistemler olmadığını savunan yazar, onların her ne kadar şimdiye değin uygarlığın devamını sağlama hususunda önemli hizmetleri olmuş olsa da artık akıl ve bilim temelinde yeni muadilleri ile değiştirilmesi gerektiklerini düşünmektedir. Bir psikolog olan yazar bu düşüncesini uygarlığın gelişimini bir bebeğin yetişkinliğe doğru yol almasında yaşadıklarıyla ilişkilendirerek temellendirmeye çalışmaktadır. Ona göre dinler çocukluk nevrozunun uygarlık boyutundaki tezahürüdür.
Kitap hakkında ki kanaatlerimi şu şekilde ifade edebilirim: Yaratıcının uygarlığa ve tarihe nebiler vasıtasıyla yön vermesi kabul edilmedikçe uygarlığın doğuşu ve gelişimini konu alan yapbozun bazı parçaları hep eksik kalacak ve bu eksiklik sırıtmaya devam edecektir. Menfaatin insan davranışının yegane motivasyon kaynağı olmadığı ve fazilet kavramının insan için fıtri bir cazibe odağı olduğu ikrar edilmedikçe birçok insan davranışı tam manasıyla anlaşılamayacaktır. İnsanın akıldan ibaret bir varlık olmadığı kalbi, ruhu ve sair manevi latifelerinin de bulunduğu hakikatı göz ardı edildikçe ona felah için verilen her türlü reçete bilakis onun perişaniyetine sebep olacaktır. İnsan ancak din ile tamamlanabilecek bir yarım olduğunu idrak etmedikçe eksik olmanın ruhu yakan acısından kurtulamayacaktır.