Kafka'nın eserlerinde kahramanın ulaşmak istediği amaç ve yapması gereken şeyle arasında, bunun için örgütlenmiş başka insanların kısıtlayıcı hedeflerinden oluşan aman vermez bir duvar var. Kahramanın dışındaki karakterler Kafka romanlarında her anlarında bu kısıtlayıcı hedefler doğrultusunda hareket eden, tavırları ve yapılacak şeyler için kahramana verdikleri izinler belli çerçevelerin dışına asla çıkamayan korkutucu birer otomat gibiler. Şato ve Dava göz önüne alınırsa, hatta Kafka'nın romanlarına "otomat-ik romanlar" da diyebilirim. Bu otomat-ik etki sürprizlere kapalı tahmin edilebilir tarafıyla bir noktadan sonra açıkçası okuyucuyu yormaya, hatta metinlere olan ilgisini kaybetmesine de yol açabiliyor. Bu yorulma ve sıkılma hissi özellikle metinlerin yoğun alegorik yapılarını bir yana bıraktığı, düz, köprü kısımlarında daha da ön plana çıkıyor. Bu yüzden de zaten, Kafka karşısında kafam biraz karışık. Ne rahatlıkla Kafka benim yazarım diyebiliyorum, ne de onu sıkıcı, boğucu bir yazar kategorisine hapsedip ondan büsbütün uzaklaşabiliyorum. Özellikle orada burada rastladığım daha da üst düzey metinlerini de bildiğimden, Kafka benim için zaten asla niteliği bakımından tartışabilecek bir yazar olmayacaktır.
*Kitabı okuma programımda ön sıraya çekmemde yeni Tanıl Bora çevirisinin etkili olduğunu belirtmeliyim. Çeviri nasıl mı? İyi. İletişim ve Tanıl Bora kalitesi, fakat bence biraz da metnin genel özellikleri itibariyle çok da sıra dışı, olmazsa olmaz değil.