9/10
·556 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2021 23:45
Kısa bir yolculuğa çıkarmak istiyorum sizi 21. Yüzyıldan pek de farkı olmayan 20. Yüzyılın buhran dönemine. Kitap aslında Joad ailesinin serüveni gibi gözükse de aslında bütün göçmenlerin serüvenini ele almaktadır. Tarımda makine kullanımının yaygınlaşmasıyla fakirleşen çiftçilerin borç batağına nasıl sağlandığı, bankaların çiftçilerin topraklarına nasıl el koyduğunu, topraksız kalan çiftçilerin göçü ve göç ettiklerinde iş, barınma, ırkçılık gibi sorunlarla mücadelesini ele alıyor. DİN Kitap boyunca din olgusu baskın olarak Casy ve delirdiği düşünülen bir kadının üzerinden verilir. Casy aslında günahkar bir papazdır. Vaftiz ettiği kızlardan biriyle her defasında vaftiz sonrasında çayırda yatar. Bu çürümüş din adamı olgusu aslında Casy'i de zamanla rahatsız etmeye başladığı için papazlıktan vazgeçmiştir. Fakat ara ara gene de onun ruhunu daraltan bir şeylerden haberdardır. Casy'nin düşünceleri aslında dikkat çekicidir. O adeta istersen din adamı ol gene de günaha bürünürsün imajını verir çünkü; şeytan (papaz da olsan) içindedir. Casy bilinmezlik içindedir. Eski bir papaz olarak ruhunu kaybetmistir ve aramak için düşünce denizinde yitip gitmiştir. "Ne günah diye bir şey var, ne de sevap diye! Yalnızca millet ne yapıyorsa o var..." Papazlık aslında Casy'in ruhunu sıkıştırmıştır. Papazken çoğu hak istemeden de olsa elinden alınmıştır. Örneğin; o varken kimse hikâyeler anlatmıyor, anlatsa bile Casy gülemiyordu ya da canı küfretmek istese küfredemiyordu çünkü; toplumda ona biçilmiş bir rol vardı. O role uymak zorundaydı. Papazlıktan vazgeçince kısmi de olsada özgürlüğe kavuşmuştur. Casy aslında ona öğretildiği kadarıyla bir din adamıydı, yapıştırmaydı bunu kitapta kendisi itiraf eder. "Ben kutsal dediğim zaman ne demek istediğimi bile bilmiyordum." BUHRAN YILLARI 20. Yüzyıl savaşların, stratejilerin yoğun olduğu bir dönem. Haliyle bu dönem en çok toprakla geçinen köylüyü etkilemiştir. Çünkü toprak demek köylü demek, köylü demek toprak demektir. İkisinin birbirinden ayrılması imkansızdır. "İnsanın bir karış toprağı oldu mu, o toprak artık o insandır. O insanın bir parçasıdır. O insana benzer. Eğer o arazinin üzerinde yürüyorsa, o araziyi işliyorsa, o acı çekerken üzülüyor, yağmur yağdıkça seviniyorsa, o mülk o adamın kendisi olur. Adam da... Ona sahip olduğu için büyür. Başarılı olmasa bile, toprağıyla büyük olur." Aslında bu cümleler bir serüvenin başlangıcıdır. Göç başlamıştır. Artık göçmenler ya av olucaktı ya da avcı. TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ Kadının ve erkeğin toplumdaki yerlerini yazar adeta okuyucuya bastıra bastıra anlatmış. Nasıl mı? Kadın ailenin başı, doruk noktasıdır. O bir kaleydi, onun fethedilmesi demek süngüsü düşmüş, yenilmiş bir ev yenilmiş bir yurt demek. Ailede anne eğer ki acı ve korku hissetmiyorsa çocuklar da hissetmiyor. Kitapta bir süre sonra yavaş yavaş kadının aile içinde duygularını sansürlediğini görmeye başlarız. Artık anne ya da kadın bu dönemde duygularını kendi kendine bile inkar etmeye başlamıştır. Çünkü ailenin çöküşü kadına yani anneye bağlıdır. Kadınlar böyleyken peki erkeklerde durum neydi? Zamanla acımasızlaşmışlardı. Geçmişlerinin mahvolması onları olduklarından daha da katılaştırmıştı. Zihinleri ise hayli meşguldü... "Hayatımız yok olduktan sonra nasıl yaşarız biz? Geçmişimiz olmadı mı, kendimizi nasıl tanırız?" Aileye bakmak toplumsal cinsiyet rolü açısından erkeklere kalmıştı. Bu sorumluluğun altında artık çürümeye başlamışlardı. En baştan başlamak hem kadınlar hem erkekler için gereksiz hatta imkansızdı. Yeni başlayanlar ancak bebeklerdi. Onlar ise ilerlemek ve varolmak zorundaydılar çünkü; yalnızca bir hayatları vardı. Yazar yer yer belirlenen toplumsal cinsiyet rollerini kırmak istemiştir. Bunu Casy üzerinden yapar....Göç esnasında papaz etleri tuzlamak ister oysa anne "kadın işi bu" bırak diye ikaz eder. Bu aslında toplumsal cinsiyet rolünün bir nebze belirginleşmesidir. Oysa papaz bir erkek olarak buna bir kadın işi olarak bakmaz. Ona göre iş iştir, göç esnasında bunun sorgulanması yersizdir... TOPLUM İnsanlar öfkeliydi göçmenlere karşı. Çünkü göçmenler açtı ve çalışmak zorundaydı. Gittikleri her yere ucuz işçi gücü sağlıyorlardı. Yerli halk bundan rahatsızlık duymaya başlamıştı. Çünkü onlara göre bir ülkeye hem zengin hem fakir aynı anda sığamazdı. Hem toka hem aça aynı yer yetmezdi. Hepsi farkındaydı toplumda öfke yavaş yavaş mayalanıyordu. Bu mayanın sonu kasırgaydı. Fakirler köleydi. Ceplerinde paraları oldukları müddetçe özgürlerdi. Eğer para yoksa özgürlükte yoktu. Aslında zengininden tutup, devlet görevlilerine kadar hepsi onların göçmek zorunda olduğunu biliyorlardı. Bu göçün sonunda istenmeyen nüfusu yok edeceğinin herkes farkındaydı. Zamanla göç yeni bir düzen yaratmaya başlamıştı. Bu düzen zenginleri, mal sahiplerini ve devletleri rahatsız ediyordu. Göç eden aileler yeni haklar öğrendi, kendiliğinden iş bölümü gerçekleşti. Örneğin; bir erkek bir kızla beraber olacaksa ona ve çocuklarına bakmak zorundaydı. Yiyeceği olan göçmen aç adamı doyurmak zorundaydı. Bu aslında görünmez bir sigorta bağıydı. Böylelikle tok olan günün birinde aç kaldığında kendisini ve ailesini doyuruyordu. Yazılı olmayan hukuk kuralları işlemeye başlar. Toparlamak gerekirse kitap akıp gittikçe iliklerinize kadar ırkçılığı hissetmeye başlıyorsunuz. Oki ne demek, kızıl ne demek, halk bunları dışlama ihtiyacını neden hissediyor? bunları tek tek anlamaya başlıyorsunuz. Durum 21. Yüzyıldan aslında çok da farklı değil. Bir bebeğin öleceğini biliyorsunuz okurken size bu önseme kitabın başından beri veriliyor ama gene de devam ediyorsunuz. Çünkü bu kitaba tatlı bir bağımlılığınız oluşuyor. Birden aydınlanıyorsunuz bu kitaba devam ettiniz çünkü; en az kitabın içindekiler kadar o umuda ihtiyacınız var...
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,8bin okunma
·
34 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Tebrik ederim.Çok güzel incelemişsiniz.❤
Meryem
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim hanımefendi ♥️