·572 syf.····Okunma: 06 Ocak 2021 00:54 Kitaptaki olaylar hakkında konuşmaya başlamadan önce, ki bu zaman geldiğinde size haber vereceğim, bu kitabın "güzelliğinden" size bahsetmek istiyorum:
Kitabımız Victor Hugo gibi büyük bir üstadın elinden, görece, "erken" çıkan bir eseridir. Bu eseri 29 yaşında yazmış olmasına rağmen, kitabın her yerinde yazarın "büyüklüğü" belli oluyor.
Kitap hakkında birkaç söz söylemek gerekirse: Olaylar gayet açıklayıcı ve net bir biçimde ele alınmış, merak duygusu ciddi ölçüde kullanılmış ve karakter psikolojileri çok güzel ve nitelikli olarak dile getirilmiştir. "İş Bankası Kültür Yayınları"nın elinden çıkan bu baskı için söyleyebilirim ki, gayet başarılı bir çeviri olmuş (Zaten böyle bir yayın evi için de aksi iddia edilemezdi.).
Kitap adına edeceğim tek eleştiri ise: Çok fazla "ağır" betimleme olmasıdır. Ben şahsen betimleme okumayı çok seven bir okurumdur, ama Notre Dame Katedralinin ve Paris'in bu "bilimsel ve tarihi" betimlemeleri beni pek açmadı doğrusu. Şunu da söylemek isterim ki, bu betimlemeler kitabın değerinden hiçbir şey eksiltmemekle beraber, aksine kitabın değerini birkaç kat arttırmaktadır. Bilimsel bir hava katmak edebi eserleri, her dönemde olduğu gibi, bi tık daha iyi yapıyor denebilir. Son olarak; bu "beni sıkan" betimlemelerin sadece bu eser veya yazar için olmadığını, çoğu büyük yazar için de bu durumun geçerli olduğunu söylemek istiyorum.
Burada Olay Örgüsü Hakkında Konuşacağım.
Bir edebi eserde bu kadar mükemmel bir olay örgüsünün olabileceğini pek sanmıyordum doğrusu. Çok müthiş bir şekilde "Quasimodo" adındaki "babayiğitin" psikolojik dalgalanmalarını görüyoruz. Esmaralda'nın tuhaf aklının yol açtığı aptallıkları ve Frollo'nun yaşadıklarını hatta yaşattıklarını okuyoruz.
Kitapta çokça kırılma anı var: Quasimodo'nun cezası, Esmeralda ve Phoebus'un karşılaşması, Frollo'nun eline bulaşan kan, Esmeralda'nın kaçırılması, Notre Dame kuşatması, Frollo ve Esmeralda'nın ölümü ve Quasimodo'nun sefaleti... Bu karmaşa içerisinde her olayın merak ve heyecanı arttırdığını söylemek istiyorum.
Benim ise en sevdiğim karakter, açık ara farkla,
"Pierre Gringoire". Sevgili arkadaşlar, üzülerek söylüyorum ki, edebiyat dünyası bir daha bu kadar "kral" bir karakter daha göremeyecek.
Eserimizdeki iğnelemelerden ise, sanırım, başka bir roman çıkabilir. Yargının adaletsizliği, Paris'in yolsuzluğu, Papazların vizyonsuzluğu, Kral'ın umursamazlığı, toplumun kendinden olmayana bakışı vs. Bu iğnelemeler sayesinde de aslında 15.yüzyıl Paris'ini ve "Fransız İhtilali'nin" ne zamandan tohumlarının atılmaya başladığını görüyor, seziyor ve anlıyoruz. Kendi adamının, Kral'a ettiği birkaç söz ise; halkın da bu durumu sezdiğini bize gösteriyor.
İnsan gerçekten de çok bencildir. Kendine ne kadar iyilik etmesine rağmen, ki kendisinin birkaç kez hayatını bile kurtardığını söyleyebiliriz, Quasimodo'yu tercih etmeyen Esmeralda gerçekten çok bencildir. Esmeralda zeki bir insan değil ve gözleri en az Quasimodo kadar kötü görüyor aslında. İnsanın gerçekten "bencil bir kör" olduğu bu eserle beraber bir kez daha kanıtlanmış sayılır. Çünkü güzel çiçekli kırık bir saksıyı, kötü çiçekli güzel bir saksıya tercih ediyor; bu körlük değil de nedir?
Hem psikolojik, hem sosyolojik, hem de felsefi olarak; bu eseri ele aldığımızda çok fazla "nitelik" kazanacağımızı düşünüyorum. Kitaba puanım 90/100.