• 438 syf.
    ·2 günde·10/10
    YAŞAR KEMAL ile neden bu kadar geç tanıştım? Edebiyatımızın en büyük deryası belki de kendisi. Bu deryaya girmek beni korkutuyordu. Kendimi hazır hissetmem gerekiyordu. Bu yüzden bir süre farklı farklı eserlerle kendimi alıştırdım ve kendisi, hayatı hakkında biraz araştırma yaptım. İçten içe kemiriyordu beni O'nunla ve eserleriyle tanışma isteği. Artık sabredemeyecek raddeye gelince İnce Memed ile girdim bu deryaya.

    Yaşar Kemal okumaya başlamadan önce, muhakkak hayatı hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Böyle olursa eserlerinde vermek istediği duyguyu, kendi hayatında üstesinden gelmesi gereken zorlukların derecesini, o zamanın şartları altında, elde avuçta bir şey yokken insanların nelerle baş ettiğini çok daha iyi anlayıp, kitabın içine çabucak girip yazarın kalemine daha iyi adapte olabilirsiniz. Bu, okuduğunuz eserde sizin de bir karaktere dönüşmenize ve kitapta kendinizi bulmanıza olanak sağlar. Yazarın diline, kalemine ve olayların kurgulanış şekline hayran kalmamak elde değil. bundan yarım yüzyıldan fazla zaman önce yazılmış olan bir eser benim nasıl boğazımı düğümledi diye düşünüyorum ama cevabı tabii ki yazarın kendisinde. Toprağına, taşına, gönül verdiği yurduna, bozkırına, kışına, yazına, ayazına, çamına, çobanına öyle bir hayat vermiş ki yazar, her biri bizim hayatımızın içinden seçilmişte kitabın içine yerleştirilmiş gibi. İyi ki okumuşum ve iyi ki yazarla tanışmışım.

    Burdan sonrasında kitaptan alıntılar ve spoiler mevcuttur..

    Yazar aldı beni Torosların eteklerine götürdü. Arazinin dağını taşını aştık, çamlıkların arasından geçtik, çakırdikenin içinde ayaklarımız kan içinde kaldı da Değirmenoluk köyüne geldik.

    İnce Memedin hikayesi bu nasıl büyüyüp doğrulduğu, dallanıp budaklandığı ve her zorluğun üstesinden geldiğini anlatan. Köyünde uğradığı ihanetin büyük sadakate dönüşeceğini ve bir gün karşısına, umulmadık bir zamanda umut kapısı açacağını bilmeyen Memedin hikayesi. Eşkıyalıktan kahramanlığa, açlıktan zenginliğe, ardında bıraktıklarının, köyünün, köylünün ateşiyle yanan bir hikaye. Bu hikayede tek dertli kendisi değil, Hatçe (İnce Memedin yareni, sevdiği, uğruna ölüme koştuğu), Iraz Teyze(evladının hasretiyle yanıp tutuşan ama yarasına çare olmayan dul bir ana), Recep Çavuş, Cabbar gibi yol arkadaşlarının yanında en büyük dert sahiplerinden biri de Topal Alidir. Kimi yarini, kimi evladını, kimisi haysiyetini kimisi de kendini kaybetmiş bu karakterlerin her biri ayrı cevherle donatılmış ve hepsi de ızdırabın en fenasını yaşamıştır. Buna bir de Abdi Ağa kadar zalim, kansız ve soysuz Ali Safa eklenince, gelin gerisini siz düşünün. Nasıl bir ateş çemberinin içinde sürüyor bu koşturmaca. Bir yanda sefalet ve güçsüzler diğer yanda candarmaları elinde oynatan ağalar beyler. Bir yanda yalınayak koşturanlar diğer yanda ise dörtnala atlılar. Bir yanda yiyecek öğünü olmadan, günlerce kar kıyamet yol alanlar, diğer yanda kuzu tandır, sıcak şömine başında sefa yapanlar. Halka zulüm ayrı, gasp ayrı, görmemişler ne bilsin adaleti, zalimin elinden çektikleri ölünce sona erer ancak.

    Dikenlidüzüne beş kadar köy yerleşmiştir. Bu beş köyün beşnin de insanları topraksızdır. Cümle toprak Abdi Ağanındır. Dikenlidüzü, dünyanın dışında, kendine göre apayrı kanunları, töresi olan bir dünyadır.Dikenlidüzünün insanları, köylerinden gayrı bir yeri bilmezler hemen hemen. Düzlükten dışarı çıktıkları pek az olur. Dikenlidüzünün köylerinden, insanlarından, insanlarının ne türlü yaşadıklarından da kimsenin haberi yoktur.
    Değirmenoluk köyü Dikenlidüzüdeki köylerin en büyüğüdür. Abdi Ağa da bu köyde oturur. (s.10)

    Bu köyde, sırtımda sopa, dudaklarımda deri çizme izi, İnce Memedin hikayesi bekler bizi. Yetim çocuk dahil bütün köye emdiği sütü burnundan getiren bir ağa. Öyle ki ne sıcak ne kurak ne yokluk ne hastalıklar bu kadar eziyet etmiştir köylüye. Öyle ki bu köyde yaşamak için, ektiği ekinin peşinden, namusunun peşinden, varını yoğunu, canını ruhunu ağaya teslim etmişiz. Gülmeyen yüzümüz, sobada pişmeyen aşımız ve bin bir ağrıyla sızlayan başımızın derdiyle kursağımıza girecek bir lokma uğruna sabahtan akşama, toprağı ekine gebe bırakıp en yüksek verimi alma derdinde uğraşmışız. Kara sevdaya tutulduğumuzda dahi hala karın derdindeyiz. Bi yandan açlık bi yandan sevda. Ne kadar zor bu iki derde bulmak deva. Ülkemin, Anadolumun, Çukurovamın her toprağında binbir güzellik yeşerir hayat bulur ama böyle bir kansız hiçbir yerde bulunmaz. Canım dişimde, namusum gözümde bu diyarda durulmaz.

    Alır başımı çıkarım dağa, isterse iz sürsün Topal Ali. Gözüm görmez hiçbir şeyi. Ne anamı, ne diyarı ne çekeceğim eziyeti. Kendimden çok ziyan olacak Hatçeme dayanamam yine de çeker giderim. İnce Memedi bildim bileli bela başından kurtulmaz. Tam bitti derken yeniden başlar dertleri. Birbiri ardına iç içe geçmiş halkalardan oluşmuş bela, zincir gibi. Çok küçüktüm çorbasına muhtac olduğum Süleyman emmi sağolsun Deli Durdunun yanında yer buldum. Deli de tam deli. Kararmasın gözü, görmez hiçbir şeyi. Öyle bi inat öyle bir aksi. Nasıl bunca yıl dağlara sırtını verip ruhunu canında taşıyabilmiş anlayamadım. İnce Memed daha o zamandan yüreğindeki kıvılcımdan haberdar. İçindeki iyiliğin yeşerdiğini ve muhakkak her şeye çözüm bulacağının farkında. Kendine yapılan hiçbir şeyi ( ne iyilik ne de hainliği) unutmaz.

    Bu geç kalmış bir tanışma olsa bile bundan sonra daha fazla kişiyi yazarla tanıştırıp yazarı okutma çabasında olacağım.

    Ben kitabı okumadan önce yazarın hayatı ile ilgili bilgiyi Begüm hanımın videosundan edindim. https://www.youtube.com/watch?v=ek4BYSZQsoM Yazarın hayatı ve eserleri hakkında çok faydalı bir video. İzlemenizi tavsiye ederim.
  • Kökten girmek lazımdı evvela. Toprak. Toprağın
    altında ağacın kökü. Toprak. Toprağın üstünde ağacın gövdesi, sonra dallar. Evet ağacın dalları vardı. Ama ben gönlümü iki ya da üç dala birden bağlayamıyordum. Bir dal yetiyordu bana. Bir kuş bir dala konmalıydı. Gönül kuşu iki dalda olamazdı. Bir dal taşırdı onu. iki dalda olmak isterse olmazdı işte. Taa dedelerimizden beri böyleydi bu. iki dalda olmak isterse ya gönül kırılırdı ya da dal ...
  • Ne kazandım dünyadan? Sorulunca: Hiç.
    Şu kısacık yaşama sarılınca? : Hiç.
    Yanan neşe mumuyum, üzme boşuna;
    Cem elinde kadehim, kırılınca: Hiç.
    Der yüce Ömer Hayyam.
    Omid Nimeti ise “bu dünyada aşktan sevgiden başka bir şey kalıcı değildir” der. Bülbül gülleri koparanları “Bu güller bu ağaçlar bu çimen bir zaman bir aşık insanın toprağı idi” der.
    Tıpkı Ömer Hayyam’ın dediği gibi
    Gönül, aşk ve sevgiyle yoğrulmaz ise,
    Ne cami paklar onu, ne de kilise.
    Ama aşk kitabında adı olanlar,
    Cennet ve cehennemden hürdür isterse!
    Eyvah ki; aşksız gönül dinden sayılmaz!
    Yanmazsa aşkla o, gönülden sayılmaz!
    Sevmeden geçirdiğin bir günün varsa;
    O gün boşa geçmiştir, günden sayılmaz!
    O zaman Omid Nemati'den dinleyelim "Geceden sehere kadar" şarkısını

    امید نعمتی شب تا سحر
    Omid Nemati Shab ta sahar
    Umit Nimeti Şeb ta seher
  • Aşk Resmi Geçidi

    Birincisi o incecik, o dal gibi kız,
    Şimdi galiba bir tüccar karısı.
    Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.
    Ama yine de görmeyi çok isterim,
    Kolay mı?
    İlk göz ağrısı.
    İkincisi Münevver Abla, benden büyük
    Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları Gülmekten katılırdı, okudukça.
    Bense bugünmüş gibi utanırım
    O mektupları hatırladıkça.
    .............. çıkar
    .............. dururduk mahallede
    ......................... halde
    ............ yan yana yazılırdı duvarlara
    ................... yangın yerlerinde.
    Dördüncüsü azgın bir kadın,
    Açık saçık şeyler anlatırdı bana.
    Bir gün de önümde soyunuverdi
    Yıllar geçti aradan, unutamadım,
    Kaç defa rüyama girdi.
    Beşinciyi geçip altıncıya geldim.
    Onun adı da Nurinnisa.
    Ah güzelim
    Ah esmerim
    Ah Canımın içi Nurinnisa.
    Yedincisi, Aliye, kibar bir kadın.
    Ama ben pek varamadım tadına.
    Bütün kibar kadınlar gibi Küpe fiyatına, kürk fiyatına.
    Sekizinci de o bokun soyu.
    Elin karısında namus ara,
    Kendinde arandı mı küplere bin.
    Üstelik .......
    Yalanın düzenin bini bir para.
    Ayten\'di dokuzuncunun adı.
    İş başında şunun bunun esiri,
    Ama bardan çıktı mı,
    Kiminle isterse onunla yatar.
    Onuncusu akıllı çıktı
    ....... gitti
    ......... Ama haksız da değildi hani.
    Sevişmek zenginlerin harcıymış
    İşsizlerin harcıymış.
    İki gönül bir olunca
    Samanlik seyranmış ama,
    İki çıplak da, olsa olsa, Bir hamama yakışırmış. İşine bağlı bir kadındı on birinci, Hoş, olmasın da ne yapsın, Bir zalimin yanında gündelikçi. .........leksandra Geceleri odama gelir, Sabahlara kadar kalır. Konyak içer sarhoş olur, Sabahı da işbaşı yapardı şafakla. Gelelim sonuncuya. Hiçbirine bağlanmadım Ona bağlandığım kadar. Sade kadın değil, insan. Ne kibarlık budalası, Ne malda mülkte gözü var. Hür olsak der, Eşit olsak der. İnsanları sevmesini bilir Yaşamayı sevdiği kadar.
  • Gönül, umduğunu bulmak ister, bulunca da hoşlanır. Ben böyle yaşamayı istiyorum. Tek böyle olayım, isterse keçesiz kalayım, kuru toprakta yatayım.
  • “ Kim iyilik isterse, önce o olsun iyi;
    Kim isterse gönül açıklığı, yatıştırsın mizacını;
    Kim şarap arzu ederse, suyunu çıkarmak için
    sıksın olgun üzümleri;
    Kim mucize beklerse, güçlendirsin inancını.”
    Johann Wolfgang Von Goethe
    Sayfa 266 - Islık yayınevi