SİMURG'un Kapak Resmi

Çocukken bir Kunta Kinte dizisi vardı. Orada iki köle arkadaş vardı. Birini sahibi çok dövüyor, öbürünün sahibi ise merhametli. İsyan başlıyor. Eziyet gören köle isyana hemen katılmak için çiftlikten kaçıyor. Komşu çiftlikteki arkadaşının da isyana katılmasını istiyor. Arkadaşı diyor ki: “Hayır, katılmayacağım. Senin sahibin sana kötü davranıyor, ama benim sahibim bazen yemek masasında oturmama bile izin veriyor.” Diğer köle arkadaşının gözlerinin içine bakarak şöyle diyor: “Asıl kötü olan senin sahibin!”
Selim Temo'nun Duvar Gazetesinde yayınlanan makalesinden alıntıdır...

Her şeye rağmen öleceksek sen beni niye üzesin, ben seni niye üzeyim?
İnsan güzel yaşamalı...

Cemal Süreya'nın Ahmet Kaya ile yaptığı röportaj /1989

Thales öğüt niteliğindeki yurttaşlar arası hukuksal düşünceleri şunlardır;
– Çocuklarınızdan, sizin kendi ana babanıza gösterdiğiniz kadar sevgi bekleyin.
– Acınmaktan çok, gıpta edilin.
– Güvendiğiniz kişilerin sizi etkilemesine engel olun.(Kefaletin yoldaşı felaket.)
– Zengin olun,ama başarı için. Kötü bir şekilde zengin olmayın.
– Başkalarını suçladığınız şeyleri kendiniz yapmayın.
– Tembellik hoşa gitmez. Zengin de olsanız tembellik etmeyin.
– Herkese güvenmeyin.
– Ölçülü olun.
– Kendinize hakim olmamanız zarardır.
– Eğitim eksikliğine katlanmak zordur.

Thales'in Cevapları:
Ona en güç şey diye sormuşlar.Kendini tanımak demiş.En kolay şey nedir? demişler.Başkasına öğüt vermek, demiş.Az görülen bir şey nedir? Demişler.Zorba bir hükümdarın yaşlanmışı demiş. Mutsuzluğa kolayca katlanmanın çaresini sormuşlar.Daha mutsuz düşmanların hallerine bakarak ,demiş.Erdemle yaşamanın çaresini sormuşlar. Başkalarında görüp ayıpladığımız şeyleri yapmayarak ,demiş. Mutlu insan kimdir? demişler.Sağlığı yerinde ,zengin,yürekli,bilgili olandır, demiş. Güzellik nereden gelir? demişler.Yüzden değil ,iyi davranışlardan gelir,demiş.Şu öğütleri de vermiş sonra: “Haksız kazançla zengin olma.Yakınlarına ve dostlarına söylediğin kötü sözler yüzünden mahkemelere düşmemeğe çalış. Ve unutma ki sen anana,babana karşı nasıl davranırsan,çocukların da sana karşı öyle davranırlar.”

Thales'in Cevapları:

En eski olan nedir?
” Tanrı’dır ,başlangıcı yoktur çünkü”
Ya en güzel şey?
” Dünya,Tanrı’nın işidir o çünkü ”
Ya en büyük şey?
” Uzay,herşeyi içerir çünkü”
Ya en hızlı şey?
” Düşünce her yere atılır çünkü”
Ya en güçlü şey?
” Zorunluluk, herşeye boyun eğdirir çünkü”
Ya en bilge şey?
” Zaman, herşeyi öğrenip meydana çıkarır çünkü”
Ya en yaygın şey?
” Umut, hiç bir şeyi olmayan kimselerde bile kalır çünkü”
Ya en yararlı şey?
” Erdem, herşeyi iyi kullandırır çünkü”
Ya en zararlı şey?
” Kötülük, herşeyi bozar çünkü”
Ya en kolay şey?
” Doğaya uygun olan şey; her şeyden ,hatta zevkten bile usanılır çünkü”

Thales özellikle bir filozof ve bir bilgedir. Öz deyişleri çok ünlüdür.Bir tartışma sırasında :Ölümün yaşamdan hiçbir farkı yoktur” der.Tartışanlardan biri sorar: Neye yaşamı seçtin öyleyse? Thales’in yanıtı şudur: İkisi arasında hiçbir fark yoktu da ondan.

Çap çemberi iki eşit parçaya böler.
Bugün hala okullarda öğrendiğimiz “Thales Teoremi” eminim size hiç yabancı gelmeyecektir.
Bir ikizkenar üçgenin taban açıları birbirine eşittir.
Birbirini kesen iki doğrunun oluşturduğu ters açılar birbirine eşittir.
Köşesi çember üzerinde olan ve çapı gören açı, dik açıdır.
Tabanı ve buna komşu iki açısı verilen üçgen çizilebilir.
Geometri derslerinden hatırladığımız yukarıdaki matematik teoremlerini de Thales’e borçluyuz.
Thales herşeyden önce gözlemci biriydi, doğanın sırlarını doğayı gözlemleyerek çözmeye çalışıyordu. Mısır’da bulunduğu dönemlerde muhtemelen Nil Nehri taşkınlarına tanık olmuştu. Suyun toprak üzerine taşması ve geri çekilmesi sonrasında, toprağın verimliliği artıyordu. Suyun toprağa can verdiğini görüyordu, Thales. Sabırla gözlemler yapıyor, rüzgarın sesini dinliyor, yönünü keşfediyor, Nil Nehrinin rüzgarın yön değişimi ile denize akışının kesildiğini, taşkınların bu sebeple oluştuğunu izah ediyordu.
Mısır sokaklarında gezerken, güneşi seyrediyordu Thales. Kendi ardı sıra hareket eden gölgesinin, günün farklı saatlerinde uzayıp kısaldığına bakıyor, kendi boyu ile gölgesinin aynı boyda olduğu anda heyecanlanıyor, güneşin ellerinde oyun oynayan gölgeler yoluyla Mısır piramitlerinin boyunu ölçmeyi başarıyordu.
Doğanın verilerini kullanıp yeni bilgiler keşfetmek, O’nu heyecanlandırdığı kadar daha da meraklı yapmaktaydı. Öyle ki , gökyüzünü seyrederken kendinden geçerek, önündeki kuyuyu fark etmeyip içine düşünce, o sırada yanından geçmekte olan bir kadın “Daha önündeki kuyuyu göremiyorsun , gökyüzünü mü keşfedeceksin be adam” diye alaycı bir gülümseyişle onunla dalga geçiyordu. Oysa O’nu asıl filozof yapan da buydu, O; herkesin gördüklerini değil, göremediklerini görmeye çalışıyordu. Ve hatta bunu başarıyordu da, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde gerçekleşen güneş tutulmasını önceden bilmiş, sebepleriyle ortaya koymuştu.
O dönem insanları için Thales’in aykırı kişiliği alay konusu yapılmıyor da değildi, “Madem bu kadar zeki, zengin olmayı da başarsın” diyordu insanlar. Thales gerçekten zeki bir adamdı, bugün bizler bilginin asıl güç olduğunu biliyoruz ama Thales bunu bizden çok daha önce fark etmişti. Bizim meteorolojik tahminler dediğimiz öngörüleri kendi ilkel yöntemleri ile yapmayı başarmış, daha kışın soğuğunda , baharda zeytin hasadının çok olacağını tahmin ederek, tüm zeytin ezme makinelerini satın almıştı. Nitekim bahar gelmiş, zeytin hasadı çok olmuş, elindeki zeytin ezme makinelerini kiraya verip, para kazanmayı da başarmıştı
Thales deniz yolculukları yapıyor, bu sırada yıldızları gözlemliyor, denizcilere büyük ay’ı yerine küçük ay’ı takım yıldızını gözlemleyerek nasıl yönlerini bulacaklarını anlatıyordu. Deniz yolculukları sırasında kara parçalarının sular arasında yayılımına, yükselişine bakıyor ve yargısını veriyordu:
“Dünya bir tepsi şeklinde ve su üzerinde yüzmektedir, su dalgalanınca depremler olmakta, dalgalar durulunca depremler sonlanmaktadır. “
Muhtemelen bunu duymak sizi gülümsetmiştir. Ancak yıllar sonra bilim adamları, dünyanın ilk oluşumunda tek bir kara parçasının olduğunu, zamanla depremler neticesinde bu kara parçalarının birbirlerinden ayrılarak aralarının, bizim deniz dediğimiz sularla dolduğunu ve bugünkü dünya haritasının şekillendiğini söylediler. Thales’in yargısından çok da uzak değil, öyle değil mi ? Üstelik o çağda, elinde bilimsel veri üretecek imkanlar yokken, sadece gözlem ve akıl yürütme ile bu sonuca varması, gülünecek değil, önünde saygı ile eğilinecek bir tavır kanımca.
Ama bütün bunlar Thales’e yetmedi. Bitkiler,böcekler, insanlar, taşlar .. bu görünür çokluğun gerisinde bir ana madde, bir ilk neden (arkhe) olmalıydı. Bütün bunların bir yapı taşı, oluştuğu köken neydi?
Toprağa can veren, dünyanın üzerinde yüzdüğü, gökyüzünden düşüp buharlaşan yine gökyüzüne karışan, kimi zaman katılaşıp buza dönüşen , insanoğlunun onsuz yaşayamadığı “su” olmalıydı bu.
Her şeyin ana maddesi olan su, nasıl oluyordu da, taşa toprağa bitkiye dönüşüyordu. O zaman her şey Tanrılarla dolu olmalıydı. Yani her şeyin bir ruhu vardı.
Ne ilginçtir ki yüzyıllar sonra insanoğlu, evrenin büyük patlama ile meydana geldiğini ,bu patlama öncesinde enerjinin ortaya çıktığını yani maddeden önce enerjinin varlığını kanıtlayan bilimsel veriler elde edecek ve bu enerjiye “Tanrı Parçacığı” adını verecekti ..
_1000 Kitap Oku'dan

Az evvel masamın sağ çaprazına iki tane kadın oturdu. Ortam çok da kalabalık olmadığından ister istemez kulak misafiri oldum konuşmalarına. Kadınlardan zayıf olan bonfile söyledi, biraz daha kilolu olan haşlanmış sebze! Yemekleri beklerken de anlatıyordu haşlanmış sebze söyleyen abla; eylülde nişanı varmış, o zamana kadar en az on kilo vermesi lazımmış, müstakbel eşi daha dün kilolardan mütevellit laf sokmuş falan filan... Zayıf olan kadın dinliyor ama pek de umursamıyordu. Derken yemekler geldi, sebze yiyen kadının gözlerindeki yaşı bir tek ben gördüm. Aç ve mutsuzdu! Ağlayasım geldi yemin ediyorum zor tuttum kendimi...
Ey kadınlar, ablalar, bacılar... Yiyin abicim. Biz erkekler, giydiğinize, gezdiğinize, içtiğinize, her b..... za karışa karışa sizi de kendimiz gibi manyaklaştırdık. Doymak mutluluktur abim, karnınız doyana kadar canınız ne istiyorsa yiyin. Sizi üç beş kilo fazlanız (neyse fazla onu da hiç anlamıyom ya, neyse) var diye beğenmeyecek, aşağılayacak ip....lere pirim vermeyin, siz onlarla geçin dalganızı. Güzel güzel karnınızı doyurun beni de buralarda telef etmeyin.
- Ali Lidar

‘’Olsun, dedim.
eğer varsa kırılacak bir hayal,
onu tamir edebilecek kadar çok seviyorum ben seni. ‘’
- Ali Lidar

SİMURG, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okudu

Günler gitgide kısalıyor,
Yağmurlar başlamak üzere.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Bütün Şiirleri, Nazım Hikmet RanBütün Şiirleri, Nazım Hikmet Ran

Mesudiyeli Mesut, ne kadar küçük bir dünyan varmış. Gerçek sandığın hiçbir şey gerçek değilmiş.
Kızının sevgisi…karın… hepsi ne kadar kolay yıkıldı. Beni sevseydiniz be, beni mesut olarak sevseydiniz, milyarder olarak değil.
Ayten sen haklısın galiba. Biz başkasıyız artık. Çok açık bu. ama ben ancak şimdi görüyorum. Ne milyarmış ama şu milyar. Daha elimize geçmeden herkesin iç yüzü ortaya çıktı. Bir de cebimizde olduğunu düşünün. İnsan şeffaf bir hale gelirdi, aynada bile göremezdik kendimizi!
Milyarder / Yönetmen: Kartal Tibet

Öyle bir dünya istiyorum, zengin fakir ayrımı olmasın, ırk ayrımı yapılmasın, kuşlar siyasi bir simge olmasın, insanlar barış içinde yaşasın ve çocuklar hiç ağlamasın.
Martin Luther King