Dünyaya sana ait bir ses, bir renk, bir ezgi, bir eda, bir duruş, bir cümle bırak. Dünyaya sana ait bir yenilgi bırak.
Koşmak zorunda değilsin, düşersen kalkmak zorunda değilsin. Hep daha hızlı koşmanı istiyorlar. Bense sadece annenin çocukluğunda söylediği bir sözü hatırlatacağım: Koşma, düşersin!
Kendi değerimizi başkalarının insafına, başkalarının eline bıraktığımızda sürekli tahtımızdan edilme korkusuyla yaşarız. Alkış hep dışarıdan geldiğinde bir tür bağımlılık geliştirir ve aferin iptilasının yarattığı yoksunluğu daha çok aferin ve daha çok alkışla yatıştırmak isteriz.
İhlal, çocuğun sınırlarını tecavüz ederek ona karşı koyamayacağı şiddette örselemek.
İhmal, onu görmezden gelmek, varlığını teyit etmemek. Ona dünyada sevilebileceği bir alan açmamak.
Sevilenler, sevmeyi öğrenir. Sevilmeyi tatmamış olanın sevginin elifbasını sökmesi zor oluyor. Sevgisizliğin açtığı narin yaralar pek zor kapanır.
Dünyayı biteviye bir sahne olarak gördüğümüzde, oynamaktan kendimiz olmaya sıra gelmiyor.
Mış gibi hayatların maskeli balosu. Bulunduğu her ortama göre renk ve fikir değiştiren bukalemun kişilikler. İnsan çağımızda hep yorgun: Oynamaktan, örtmekten, gizlemekten, kendisi olmaya giden yolu yürüyememekten yorgun.