Unutmayın, bebeklik çağı cennet değildir; dehşet zamanıdır. Bebekliğimizde tuhaf, yabancı bir dünyadayızdır; doğru dürüst göremeyiz ve bedenlerimize sürekli şaşarız; açlık ve gaz ve bağırsak hareketleri yüzünden sürekli tetikteyizdir ve duygularımızla başa çıkamayız. Sözlük anlamıyla saldırı altındayızdır. Bizi sakinleştirmesi ve yaşadıklarımıza anlam kazandırabilmesi için annemize ihtiyacımız vardır. O bunu yaparken yavaş yavaş kendi fiziksel ve duygusal durumlarımızı yönetmeyi öğreniriz. Ama kendimizi kapsama kapasitemiz doğrudan annemizin bizi kapsama yetisine bağlıdır. Kendi annesi tarafından hiç kapsanmamışsa bilmediği bir şeyi bize nasıl öğretecektir?
"Terapi sadece konuşmak demek değildir," dedi. "Ona güvenli, kapsayıcı bir alan sağlamak demektir. İletişimin çoğu sözle değildir ki eminim bunu sen de biliyorsundur."
Psikanalist Donald Winnicott'ın da dediği gibi: "Bebek diye bir şey yoktur." Kişiliklerimizin gelişimi tecritte gerçekleşmiyor, başkalarıyla kurulan ilişkiler aracılığıyla oluyor. Görünmeyen, hatırlanmayan kuvvetler tarafından şekillendiriliyoruz, tamamlanıyoruz: ebeveynlerimiz.
İnsanlar birbirini görmediğinde, birbirlerinin sesini duymadıkça, beden dillerini gözlemlemedikçe iletişimin çoğu ortadan kalkıyordu. Fiziksel olarak bir araya gelmekte bu yüzden bu kadar ısrar ediyordu. İnsanlar birbirlerini görmedikçe aradaki mesafe de birbirlerini şeytanlaştırma olasılığı da artıyordu.