Kadın köpeğin başına dokunuyor, kirli boynunu okşuyor ve köpeğe sıkıca sarılarak son gözyaşlarını da akıtıyor. Sonunda gözlerini kaldırdığında, kavşakların tanrısına binlerce kez şükürler olsun, karşısında kocaman bir şehir haritası görüyor, genellikle hem nereye gittiklerini anlatmayı seven, hem de nerede bulunduklarını bilmeleri gereken ziyaretçilerin kullanımı ve huzuru için turizm bürolarının şehir merkezlerine astığı haritalardan. Şimdi artık herkes kör olduğundan, harcanan paranın israf edilmiş olduğu kolaylıkla iddia edilebilirdi, ama nihayetinde sabırlı olmak, zamanı zamana bırakmak gerekir, şunu kesin bir şekilde öğrenmiş olmamız gerekirdi ki, yazgı bir yere varmadan önce çok dönüp dolaşır, bu kadına nerede bulunduğunu söyleyebilsin diye bu haritayı oraya getirip koymanın neye mal olduğunu ancak yazgı bilebilirdi.
Toplum ahlakına uygun düşmeyen düzensiz bir yaşam süren insanların, kendi anne ve babaları için bile derin duygulara sahip olduklarından kuşkulananların önyargılarının ne kadar temelsiz olduğunu gösteriyor.
Şuna emin olabilirdik ki, kamp yerinden ayrılma vakti geldiğinde bu zavallılardan bazıları ayağa kalkamayacaktı, tıpkı koşunun bitmesine üç metre kala yere yığılan maratoncu gibi, tartışmaya gerek yok, her yaşam vaktinden önce sona erer.
Elbette körlerin çoğu ayaklar altında kaldı, itilip kakıldı, dayak yedi, paniğin sonucudur, doğal bir etkidir, deyim yerindeyse, hayvan doğası böyledir, aslında kökleriyle toprağa sıkı sıkı bağlı olmasalar bitkiler de aynı şekilde davranırdı, ormandaki ağaçların yangından kaçtığını görmek ne güzel olurdu.