Görüşünüzü değiştirmek için değil, bilgi olsun diye söylüyorum. Evet, polislerin en azından 2000'li yılların başında birincisi sigortaları erken başladığından, ikincisi yıpranma payından erken emeklilik hakları vardı, hâlâ var mı, bilmiyorum. Tanıdığım bir polis o sayede, evet otuzlu yaşlarında emekli oldu. İkincisi, Nihal'in evi iyice aranıyor. Sonra yeniden oturmaya açılıyor. Nihayetinde yaşadığı ev bu kadının. Zorbalayan dil meselesini takdirinize bırakıyorum. Ama etrafın kadınları nasıl zorbaladığını göstermeyi denemiştim. Galiba bunu sır olarak saklamalıyız. Dediğinizden bunu anlıyorum. Çünkü Nihal de Mehtap da ve birçok kadın karakter de o "isnat"lara bence gerekli yanıtı veriyorlar, sözgelimi takmayarak. Sözgelimi birbirlerini anlayarak ve birbirlerini savunarak... Size şu kadarını söyleyeyim, bugünkü kadın uzlaşması ve dayanışması uzaydan gelmedi. Çok acı çekildi. Nihal'in uğradığı zorbalıkları da görmek lazım: Başı açık olmanın getirdiği... Dergâhtaki kadınlardan biri onu zanlı bile buluyor. Değil mi? Sonra zeki bir kadın olarak şüphe uyandırmasını da zorbalık olarak görmemize gerek yok değil mi? Zeki kadın zaten şüphelidir...
O halde size gerçek hayattan zorbalıklar, bakın 2010'lar:
Memurluktan emekli bir tanıdığım başını örtüp devlet dairesine gidiyor. Görevli ona okuma yazma bilip bilmediğini soruyor. Soran da muhafazakâr bir erkek! Ben yaptığım yemekten söz ediyorum, suratıma bakıp "Aaa, sen yemek de mi yapıyorsun?" diyor. Kim o? Muhafazakâr bir erkek! Bunları yazmayayım mı? Kusura bakmayın, yazacağım. Doğruyu söylüyorum diye rahatça aşağılanmayı göze almayacaksam, yazmayayım, zaten...
Aşk'a gelince... Aşk zaten doğası gereği bir miktar saplantılıdır. Yani flörtsü bir hoşlanma değildir ki zaten bu ikilinin aşkları zaten etrafı yakmış. Okey, aşkı da hijyenik, ideal bir şeye dönüştürelim. Tabii ki hayır, hayatı dibinden alt üst etmeyen aşka aşk demiyorum ben.
Şu gereksiz ayrıntı meselesini de son bir kez açıklığa kavuşturayım: Polisiye pornografisi yazmıyorum. Bu olaylar birtakım dünyalar içinde geçiyor ve o dünyaları, o atmosferleri hikâyemde görmeyi tercih ediyorum. Derinlik dediğiniz şeyi buradan kurmayı deniyorum. Hayatımda bana en ters gelen kesimlere bile önyargısız yaklaşıp anlamayı deniyorum (ki mesela muhafazakârlık bana en uzak yer değil). Buna karşılık önyargısız yaklaşılmayı bekleme lüksüne sahip olmayı hayal etmiyorum. Eğer bu yanıtı önyargılarınızı bir yana koyup okursanız, sanıyorum kitaba, yine beğenmeyin, yine eleştirin, daha âdil bir yerden bakmaya başlayacaksınız. Okuyunca sinirleniyorsanız, bence bir önyargılarınızla konuşun.
Toplum olarak hep kendimizin aldığı darbelerde duyarlılaşıp, tek mağdur gibi dolaşıp, gücümüzün yettiğine de olanca kudretimizle saldırmayı kendimize hak gördüğümüz yer, bence mutsuzluğumuzu da hazırlayan yer. Ve sonuna dek bu yüzleşmeleri yazacağım, bence bu durumda beni okumayın. Dostlukla...