Gülce Başer

Gülce Başer
@gulcebaser
2/10
·336 syf.··
2025 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2025 16:53
Kitabı yıllar önce yeni yerli polisiye yazarları tanıma hevesi içindeyken, ödüllü(!) olduğu için almış fakat okuyamamıştım. Şimdi okuyunca beni neyin alıkoyduğunu anladım. Kitapta bir aksiyon var evet ama ne sebep sonuç ilişkisi ne de karakterlerde duygusal derinlik var. Üstelik yaşanan olayların gerçek hayatla uyumu da yok denilecek kadar sığ. Hele yazarın hemcinslerine takındığı zorbalayıcı dili tam bir hezeyan. Basım yılı da 2015 olması ve bir tarafı böyle zorbalarken cinsiyetçi tercihlere aşırı saygılı olması da yazarın derdinin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu düşündürüyor. Kitaptaki gerçek hayat uyumsuzluğuna birkaç örnek: (Spolier sayılmaz) - Roman, ana karakterimiz Nihal’in kocasının cesedini evinin mutfağında bulmasıyla başlıyor. Aynı Nihal koruma polislerine olaydan sadece iki-üç gün sonra aynı mutfakta çay ikram ediyor. (Olay yerinin kovuşturma sırasında açılmasına mı, kadının psikolojine mi şaşırmalı bilemedim.) - Yine Nihal olayın ertesi günü işe gidiyor kafa dağıtmak için (eşi için tüm herkesi silmiş, onun için birçok köklü değişikliklikler yapmış saplantılı bir aşık) - Otuzlu yaşlarda olduğunu söylediği Hakan komiserin emekliliğine 4-5 ay gibi bir sürenin kalması. (20 yıllık memuriyet süresi göz önüne alındığında 10 ila 19 yaş arasında göreve başlaması gerek) - Neden var oldukları belli olmayan gereksiz bir sürü özel hayat detayı vs vs. Kitapta zorbaca bulduğum birkaç alıntı: “Yani eşarp mutlaka namuslu ve dindar ancak biraz aptal ve biraz erişilmez, biraz cahil ve biraz mesafeli kılıyordu insanı muhatabının gözünde.” Sayfa 114 “Mehtap hanım kırmızı yanaklı, iri kemikli bir kadındı. … Terk edilmiş normal bir ev kadını gibi epeyce balıketine dönüşmüştü.” Sayfa 29 Yarım kalmasın diye okudum. Yazarın diğer kitaplarını okumayı düşünmüyorum.
1000Kitap
Bir Ceset Bir SözGülce Başer · Remzi Kitabevi · 2015122 okunma
Gülce Başer
Görüşünüzü değiştirmek için değil, bilgi olsun diye söylüyorum. Evet, polislerin en azından 2000'li yılların başında birincisi sigortaları erken başladığından, ikincisi yıpranma payından erken emeklilik hakları vardı, hâlâ var mı, bilmiyorum. Tanıdığım bir polis o sayede, evet otuzlu yaşlarında emekli oldu. İkincisi, Nihal'in evi iyice aranıyor. Sonra yeniden oturmaya açılıyor. Nihayetinde yaşadığı ev bu kadının. Zorbalayan dil meselesini takdirinize bırakıyorum. Ama etrafın kadınları nasıl zorbaladığını göstermeyi denemiştim. Galiba bunu sır olarak saklamalıyız. Dediğinizden bunu anlıyorum. Çünkü Nihal de Mehtap da ve birçok kadın karakter de o "isnat"lara bence gerekli yanıtı veriyorlar, sözgelimi takmayarak. Sözgelimi birbirlerini anlayarak ve birbirlerini savunarak... Size şu kadarını söyleyeyim, bugünkü kadın uzlaşması ve dayanışması uzaydan gelmedi. Çok acı çekildi. Nihal'in uğradığı zorbalıkları da görmek lazım: Başı açık olmanın getirdiği... Dergâhtaki kadınlardan biri onu zanlı bile buluyor. Değil mi? Sonra zeki bir kadın olarak şüphe uyandırmasını da zorbalık olarak görmemize gerek yok değil mi? Zeki kadın zaten şüphelidir... O halde size gerçek hayattan zorbalıklar, bakın 2010'lar: Memurluktan emekli bir tanıdığım başını örtüp devlet dairesine gidiyor. Görevli ona okuma yazma bilip bilmediğini soruyor. Soran da muhafazakâr bir erkek! Ben yaptığım yemekten söz ediyorum, suratıma bakıp "Aaa, sen yemek de mi yapıyorsun?" diyor. Kim o? Muhafazakâr bir erkek! Bunları yazmayayım mı? Kusura bakmayın, yazacağım. Doğruyu söylüyorum diye rahatça aşağılanmayı göze almayacaksam, yazmayayım, zaten... Aşk'a gelince... Aşk zaten doğası gereği bir miktar saplantılıdır. Yani flörtsü bir hoşlanma değildir ki zaten bu ikilinin aşkları zaten etrafı yakmış. Okey, aşkı da hijyenik, ideal bir şeye dönüştürelim. Tabii ki hayır, hayatı dibinden alt üst etmeyen aşka aşk demiyorum ben. Şu gereksiz ayrıntı meselesini de son bir kez açıklığa kavuşturayım: Polisiye pornografisi yazmıyorum. Bu olaylar birtakım dünyalar içinde geçiyor ve o dünyaları, o atmosferleri hikâyemde görmeyi tercih ediyorum. Derinlik dediğiniz şeyi buradan kurmayı deniyorum. Hayatımda bana en ters gelen kesimlere bile önyargısız yaklaşıp anlamayı deniyorum (ki mesela muhafazakârlık bana en uzak yer değil). Buna karşılık önyargısız yaklaşılmayı bekleme lüksüne sahip olmayı hayal etmiyorum. Eğer bu yanıtı önyargılarınızı bir yana koyup okursanız, sanıyorum kitaba, yine beğenmeyin, yine eleştirin, daha âdil bir yerden bakmaya başlayacaksınız. Okuyunca sinirleniyorsanız, bence bir önyargılarınızla konuşun. Toplum olarak hep kendimizin aldığı darbelerde duyarlılaşıp, tek mağdur gibi dolaşıp, gücümüzün yettiğine de olanca kudretimizle saldırmayı kendimize hak gördüğümüz yer, bence mutsuzluğumuzu da hazırlayan yer. Ve sonuna dek bu yüzleşmeleri yazacağım, bence bu durumda beni okumayın. Dostlukla...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·360 syf.··
2025 20. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2025 21:26
Gülce Başer'i Storytel'den, Deniz Yüce Başarır'ın sesinden dinledim. İyi bir polisiye roman okuyucusu sayarım kendimi, kitabı beğendim. Kurgu, karakterler ve anlatım akıcıydı. Fazla detaylı olduğu yorumlarına katılmıyorum. Diğer iki kitabını da okumak, pardon dinlemek için listeme aldım.
Bir Ceset Bir SözGülce Başer · Mylos Kitap · 2024122 okunma
Gülce Başer
:-)