Memleket halkının en kalabalık ve esas kesiminin kültürden yoksun bırakılması, bir cinayettir. Bu, devletin kendi kendisini yıkması, yağma etmesi demektir.
Her zaman ve her yerde halk kitleleri, sabır ve tahammüle zorlanmıştır. Sıkıntı ve mahrumiyetlere katlanmak, onların bir görevi sayılmıştır. Her fırsatta halka hücum edilmiş, halk hep küçük görülmüştür.
Çayır yetiştirilmesini, hayvan beslenmesini, tuğla, kâğıt ve kumaş yapma usullerini iyiye doğru götürmüşler; fakat milyonlarca insanın ruhunu, moralini, sağlığını, gıdasını, yaşadıkları yeri düzeltmeyi düşünmemiş; halkın yaşayışını kendi haline bırakmışlardır. Sanki bunları düşünmek, hiç kimsenin görevi değilmiş gibi.
Her bir devlette, her bir ilde, her bir ilçede, en yüz üstü bırakılmış ve unutulmuş bir köşede de böyle bir değişiklik yapılabilir. Bunun için uyanık ruhlu ve medeniyet uğrunda çalışmaktan bıkmayan, usanmayan insanlara ihtiyaç vardır.
Talihsiz millet! Hem soyulur hem de birbirini soyar. Tanrı sevgisi için ulu mabetler yapar, sonra bu binaların önündeki meydanlıkta binlerce insanı diri diri yakar. Bir kısmı da Tanrı yoluna ölür.