• 368 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #okudumbitti
    #kitapyorumu
    #kitaptavsiyesi







    Kitabı elime almam ile beraber kendimi zaman makinesine binmiş gibi hissettim. Anadolu'nun bozkırları, Karadeniz'in hırçın dağları ve İstanbul'un bütün güzellikleri gözümün önünden akıp gitti.
    Yazarın ilk kitabı olması nedeniyle karşılaştırma yapamayacağım ancak çok başarılı bulduğumu söylemeliyim. Hafızamda çok güzel anılar bırakarak son sayfasına geldim.
    Bazen tatlı bir gülümseme, bazen hüzünlü bir bakış ve bazen de kahkahalarla güldürdü beni. Akıcılığı, sürüklemesi ve meraklandırması oldukça başarılıydı bence.
    Konu bakımından bir Anadolu romanı tarzında ama çok güzel bir aşk öyküsünü barındırıyor içinde. Vapurda başlayan dostluk, sonrasında ayrılık ve yıllar sonra gelen bir mektup ile birlikte yeni bir maceraya doğru yolculuk başlıyor.
    Rasim Amca'nın Benalinda'ya olan aşkı, bu sevgisinin peşinden sürüklenişi ve sadakatini satır satır iliklerime kadar hissettim. Ve içindeki onca şiirin kendisine yazıldığından haberi olmayan Benalinda'nın apansız kayboluşu.
    Eminim siz de okurken Rasim Amca ile birlikte boğazı seyrederek demli bir çay yudumlayacak, Seyit ile birlikte Eminönü'nde gezinecek, Ankara'nın, Trabzon'un, Konya'nın havasını içinize çekeceksiniz.
    Ve aklınızda sürekli aynı sorular dolaşacak. Benalinda kim? Nerede ve Rasim onu bulabilecek mi?






    Benden bu kadar gerisi kitabın sayfalarının arasında gizli. Acaba siz bu gizemi çözebilcek misiniz?

    MEHMET EMİN ALTAN

    B E N A L İ N D A
  • 208 syf.
    ·9/10
    Kitabın konusuna bakmadan sıkça önerilen bir kitap olması hasebiyle aldım.Ben çok beğendim güldürdü yer yer ve bazı anlarda da bazı olay durumlar karşısında iç tahlillerin yazılmış olması çok güzeldi. Yani karşı tarafın kurduğu tek kelime üzerinde durup onun karakteri hakkında yürüttüğü fikirler çok hoşuma gitti, sanki insan sarrafının iç geçirdiği cümlelerin dışa yansımış hali gibi. Ben bin muhteşem güneş le birlikte bu kitabı okudum ve iyi ki öyle yapmışım bazen o kadar hüzne boğuluyodum ki bu kitaptan 20-30 sayfa okuyup bir ferahlama açılma oluyordu."Lanet olası" söz öbeği sıkça kullanılmış her zaman olmasa da bazen o hoyratlığın,sitemin, kızgınlığın ifadesi ciddiyettense sempatik oluyordu.
    Ve kitapta yer yer film ,kitap ,şarkı isimleri yer alıyor.Ben hatta şarkıları dinlemek için YouTube a girdiğimde j.d.salinger in bu şarkıya getirdiğini yazmışlardı.
    Altını çizdiğim yerler mevcut. Ama daha çok olaylar karşısındaki tutumu etkiledi yani hemen evet edemeyen, gerekirse yalan söyleyen, bir yere bağımlı kim ne der diye yaşamadan ordan oraya bir yaşam vardı ve kendi başına bohem havadansa sürekli birilerini arayıp buluşan görüşen sosyal , aklına neden gölde ördekler kışın yok diye geçirip dışardan saçma görünse de aslında kafası farklı çalışan bir başkahraman vardı . Bu farklılık güzeldi.
    Kanıksadığımız şeyler üzerinde durması , küçük ayrıntılara parantez açmasını beğendim. Tavsiye ediyorum.
  • Okullar tatil oluyordu. (Zaman düzensizliğine ve dolayısıyla zaman kavramının yokluğuna dikkatinizi çekerim.) Sevdiğim insan sınıfını geçmiş gidiyordu. (Şu 'sevdiğim insan' sözünü duyunca bütün iyi duygularım yok oluyor M.C.'ye karşı.) Tuttum, sevdiğim insana bir bir mektup yazdım tehdit edercesine. Aldı mektubu, koynuna koydu götürdü eve ('Tatlı anılar' bunlar olacak.) Evde okudu hemen. (Nereden biliyorsun?) Gitti. (Bundan sonraki birkaç satırı sadece M.C.'nin düzensiz düşüncelerine örnek olması bakımından açıklıyorum.) 60 km. annesinin babasının evine gitti o mektupla. Ertesi gün gitti. Çok ağladım. Balkona çıktı. Ertesi gün geldi. Sevdiğim insanın babasıyla konuştum. (Bundan sonra düzeliyor) Oğlum, tercih hakkı kızımdadır, ben bir şey söyleyemem NE EVET NE HAYIR dedi. (Büyük harfler benimdir.) Annesi yakaladı. Konuştuk. Oğlum, dayımızın oğluna söz verdik, dedi.

    Bağrım ateş gibi yandı (satırbaşı benimdir). Kaybedersem öldürürüm. Kendimi. Onu da. (Noktalamalar M.C.'nindir.) Sevdiğim kızın annesinin yanında vücudumu çıkardım bak anneciğim görüyor musun. Bu kesiklikleri. Ben. (Noktalama işaretleri onundur.) Baktı. (Önceleri M.C.'nin hiç noktalama işareti kullanmadığını sanıyordum. Son okuyuşumda mektubun solmakta olan mürekkebine dikkatle baktığımda bu işaretleri fark ettim. Özür dilerim.) Sonra yüreği dayanmadı, bakamadı. Fazla tuttu (?). Annesi: oğlum çok görmüyorum (sana bu sevgiyi) Sevebilirsin. Kızım da seni met (meth) ediyor (inanma M.C. yalan söylüyor annesi. Ya da sen yalan söylüyorsun. Bilmiyorum artık. Her neyse.) Yalnız, oğlum, annen benim kızım şöyle yapmış diye söylemiş (M.C.'nin sevdiği insan ne yapmış bilemiyoruz.) Yalvardım, ayaklarına kapandım, siz affedin, onun namına özür dilerim, dedim. Çok mu çok seviyorum, ondan başkasına bakamıyorum, laf atıyorlar bana başkaları (bu konuda kuşkuluyum), ayrılmak istemiyorum sevdiğim insandan (sevgili M.C. onunla ne zaman birlikte oldun ki?) Ayrılmak çok acı geliyor. Canımı onun yoluna harcamışım (bu doğru) saçımı onun yoluna süpürge ettim, (uzatma, ayrıca bu deyim kadınlar tarafından... her neyse.)
  • "Dünya-tarihi" siyaseti, "dört başı mamur büyük siyaset"? konusun­daki bu sözlerin ardından İmparator'u tahtından indiren, hatta bütün Hohenzollern hanedanını ortadan kaldıran ve yine Üçlü İttifak'a son veren başka mektuplar yazmıştır. 31 Aralık'ta Strindberg'e gönderdiği mektupta, genç İmparator'un idamını kutlamak üzere tatil ilan edilme­sini emrettiğini yazmış ve mektubu "Nietzsche Sezar" diye imzalamıştı. Kendisi de bir psikiyatri enstitüsüne kapatılmaktan kıl payı kurtulan Strindberg, "bazen delirmek iyi gelir," diye cevap verdi.
  • Milena, adresi biraz daha okunaklı yazmanızı isteyeceğim; bana yazılan zarfa girdi mi, yarı yarıya benim sayılır artık, sizin olmaktan çıkar... Yabancıların mallarına önem verin biraz, biraz sorumlu duyun kendinizi.
  • 368 syf.
    ·9 günde·Beğendi·9/10
    Yeraltı edebiyatına hep bir ilgi duyuyor ama yanaşmıyordum. E her şeyin bir zamanı var.
    Tıkanma ile sert bir başlangıç yaptıktan sonra tercihimin Beyaz Zenciler olmasına -yeraltı- rap müzisyeni Burkay Yalnız a.k.a Ağaçkakan sebep oldu.
    Sevdiğim insanların, severek önerdiği kitapları daha bir severek okuyorum.
    Görmeyecek ama sen yinede sağ ol Burkay abi.

    Beyaz Zenciler'e gelince çok etkilendiğimi söylemeliyim.
    Böylesine özgün kaleme henüz rastlamadım. Çiçeği burnunda bir okuyucuyum belki bundandır. :P
    Yada içimizden biri gibi olması, otosansür uygulanmamış, kirli ve müstehcen dile sahip olmasıdır beni çeken/bağlayan.
    E yeraltının güzelliği işte. Çevirmen de çok güzel bir iş çıkarmış ortaya hakkını yememek lazım.
    Prezervatife yaptığı çeşitli çeviriler güldürdü. Onlardan bir tanesi: Kaput. :D
    Benzetmeler sadece bundan ibaret değil tabi.

    Bu kitaptan sonra da okuma listemde çoğunlukta yer kaplamaya başlayacaklar belli oldu. Yok böyle bir bağlanma.

    Devam kitabının çıkmasını çok ama çok isterim ki buna müsait bir kitap.
    Bakalım zaman ne gösterecek.

    God natt venner.
  • 144 syf.
    ·14 günde
    Yolculuk yapmayı çok seviyorum. Uzun otobüs yolculukları...  40 kere geçtiğim yerden 41. kez geçtiğimde yeni bir şey keşfediyorum. 41. kez farklı insanlarla karşılaşıyorum.
    Şoföründen muavvinine, dinlenme tesislerinde gördüğüm insanlara kadar düşünüyorum: "Acaba nereye gidiyorlar? Bekleyenleri var mı?  Uğurlayanları oldu mu?"
    Bir yolculuk... Merkezde bir karakter... Etrafında ise onlarca hayat... Kimi mutlu, kimi mutsuz. Kimi acılara göğüs germeye çalışan kimi de başkalarına acımasızca acılar yaşatan.

    Ve işte ben de 144 sayfalık bir hayat  yolculuğuna çıktım Yola Düşen Gölgeler'le.
    Birçok insanın yaşamına tanıklık ettim. Okuduğum her hikâyede "Ben bunu biliyorum." dedim. Hepimizin duyduğu, bildiği, yaşadığı şeylere değinilmişti kitapta.  Bir cümle okuyacaksınız ve biz ülkece bunu yaşadık diyeceksiniz. Bir olay okuyacaksınız bunu haberlerde görmüştüm diyeceksiniz. Bir başka olayda bu benim başıma gelmişti diye düşüneceksiniz. Hepsi bambaşka olaylar ama çok güzel harmanlanmışlar. Bu kadar çok hayat hikayesini biraraya getirmek kolay iş olmasa gerek.
    Bu yüzden güncel bir hikâye olarak değerlendirdim kitabı. Yazarımız roman olarak nitelendirmiş ama bana güzel bir hikâye tadında geldi. Okurken "hayat hikâyesi" kavramına odaklandığım için belki de.
    Yazarımız Cengiz Aytmotov'a ilgisini kitabının girişinde de göstermiş. Ne diyordu Aytmatov: "İnsan için en zoru, her gün insan olmaktır." 
    Bu hikâyede de insan olanların ve insan olamayanların yaşamına tanıklık edeceğimiz için fazlasıyla yerinde bir söz olmuş.

    Bebeğini kaybetme yolunda olan bir kadından Bosna Katliamı'nın acılarına, eşini aldatan birinden sevgisine ihanet etmeyen teyzeme ve amcama, vatanından ayrılmak zorunda kalan insandan  vatanından ayrılınca mutluluğa erişen bir kadına, bir şehidin güzel hikâyesine kadar birçok hayatın kesişmesine tanık olabilirsiniz kitapta.
    Ahmet Ümit'in "Masal İçinde Masal" adlı bir kitabı var. Ben de "Hikâye İçinde Hikâye" demek istiyorum bu kitaba.  Okuyunca nedenini anlayacaksınız zaten.

    Her insanın hikâyesinin bir sonu vardır iyi ya da kötü. Bu hikâyede de öyle oldu. Bir son kimine üzüntü getirirken kimine mutluluk getirdi. Ben hikayenin sonunu tahmin etmiştim. Sonra "Yok canım bu kadar karamsar olma." dedim. :D Dedim ama tahmin ettiğim gibi oldu.

    Kitabımız genel olarak ilahi bakış açısıyla yazılmış. Diğer kahramanların duygu ve düşüncelerinden haberdar olan, onların ne yaşadığını kendi yaşamış gibi bilen bir anlatıcımız var yani. 
    Başına oturunca hemen bitecek kadar akıcı bir kitap. Bendeki 15 günde bitirdi bilgisini görmezden geliniz. Vaktim olmadığı için bu kadar zaman aldı. :)

    Beni en çok güldüren yer ise ,sitem edenler olacaktır, şu oldu. #47615503 Güldürdü çünkü olağan şeyler haline geldi ülkemizde bunlar. Güleriz ağlanacak halimize, durumunu yaşadım.

    Kitapta çok özür dileyerek beni rahatsız eden küçük bir şey var. O da aynı zaman diliminde yaşanan olayların farklı zaman ekleriyle aktarılması. Örneğin bir cümle geçmiş zamanda aktarılırken hemen ardındaki cümle geniş zamanda aktarılmış. Herkes için rahatsız edici bir durum olmamıştır belki ama ben okurken biraz takıldım oralara.
     
    Kitapta 2 şey eksik: Biri anlatıcının hikâyesi, diğeri de benim hikâyem. :) Otobüsteki herkesin koltuklarını tek tek işaretledim. Sıradaki yolculukta boş koltukların birinde yerimi almaya karar verdim. :D

    Son olarak kitabı hediye ettiğiniz için Mehmet Yılmaz abicim teşekkür ediyorum size. Severek takip ediyordum zaten ve imzalı kitabınızı almak da benim için ayrıca güzel bir şey oldu. Daha kaydadeğer bir inceleme yapmak isterdim ama kafam o kadar dolu ki elimden gelen bu oldu. Bir yazar şair görünce genelde edebiyat öğretmenliği ile bağdaştırırız. Ön yargılarımızdan biri bu sanırım. Coğrafya öğretmeni olduğunuzu okuyunca hem şaşırdım hem ülkem adına sevindim. Böyle değerlere ihtiyacımız var çünkü.

    Umarım hep böyle iyi hikâyelere tanıklık edersiniz. Kalbiniz kaleminiz olsun. Okurunuz bol olsun. :)

    Esenlikler herkese. :)