“Bu devir yalan devridir
Hakikatin çırçıplak sokaklarda gezdiği zamanlar mahvoldu. Şimdi [deli] Mustafa’dan başka çıplak gezen kalmadı. Bu devir yalan devridir. Eskiler hakikat bir kuyu derûnundadır derlerdi. Şimdiki zamanda hakikati su içinde aramamalı, gerçeği öğrenmek için ya şarap içirmeli ya rakı.
Hem efendim, elimizin altında yalan dururken hakikati kuyudan çıkarmağa niçin uğraşmalı? Yalan bu devrin ruhudur, hayatıdır, canıdır, damarlarının kanıdır. Yalan bukalemun gibi; nereye otursa oranın rengine giriyor. …
Gerçeği söyleyeni dokuz köyden kovarlarsa yalan söyleyeni bin şehirden kabul ederler.
Yalana o kadar muhabbetimiz vardır ki diş diye ağzımızda taşırız. Acayiptir ki bu gidişle şimdiye kadar kendimizi yalana tahvil etmedik.”
Çıngıraklı Tatar, sayı 29, 18 Temmuz 1873
Bu şık mahalle kavak ağaçlarıyla dolu, yemyeşil. Yollar
tenha. Apartmanın önünde devriye arabası yok. Arabamı iki
blok öteye park ediyorum. Eldivenlerimi giyiyorum. Bahçeler
ağaçlar ve yemyeşil bitkilerle dopdolu. Bahçelerden birine
girip alçak duvarın üzerinden hedefimdeki apartmanın açık
otoparkına atlıyorum. Apartmanın dış kapısını kolayca açıyorum.
Gideceğim dairenin bir üst katına asansörle çıkıyorum.
Asansörü gerisin geri giriş katına yolladıktan sonra merdivenlerden
iniyorum. Kapının dışında bekliyorum. Karıncalanma
hissini beynimde dahi hissediyorum. Sarhoşluğa benzer bir
his. Alkol hiçbir zaman beni işimi yapmaktan alıkoymamıştır,
ateş de alıkoyamayacak.
"Pire hareketleniyor. Arabalar yavaş yavaş sokakları dolduruyor.
Kamyonlar konteynerlere yük taşıyor. Birazdan denize
açılacaklar. Dilenciler ve göçmenler hâlâ uyuyor. Şehrin
ışıkları sönerken sabah ışığı denizin sularını okşuyor. Saatime
bakıyorum.
Öldürecek vaktim var."