Kendi gönül âleminden uzak kaldığın her an gurbettesindir. Gurbet bir yer değil, hissiyattir. Bu hissiyat insanı kalabalıklar içine sokar, alışverişe götürür, eğlendirir,oyalar. Oysa gönül âlemine sükunetle ulaşılır. Orada davasız, iddiasız bir gayret vardır. Öze ulaşma gayreti.
Günün 60 saniyelik özeti yapılsa, ölümden başka bir şey konusamayiz. 60 yaşında bir çaycı tanıyorum. Bugün "Bu bardak da benden ," diye çayı ikram ederken şöyle dedi:" Altmış yaşındayım 'Şu yaşına kadar ne bildin , ne öğrendin ?' diye sorsalar, 'Bir ölüm var bildiğim,' derim, o kadar."
Kuşadalının talebesi Ahmed Amiş Efendi ise şöyle söylüyor:" Bir matlûbun husûlü veya âdem-i husûlü nezdinde müsavi değilse nâkıssın evlâdım."
Yani bir şeyin olması veya olmaması senin için aynı değilse, henüz eksiksin demektir. Hazret meselenin daha iyi anlaşılması için şunu da söylemistir:" Gam üstüne gam verilir. Ta ki gelene sevinmeyene, gidene üzülmeyene kadar ."
"Âsikda keder neyler gam halk-ı cihânındır."
Yani diyor hazret, keder denilen şey aşığa ugrayamaz çünkü o gönlünü Dost'a emanet etmiştir. Bu sebeple gam denilen şey ancak ehl-i dünyanındır.
Hayatın kendisi aslında bir mucize ama bunu algılarımız, duyuşumuz açıldığı zaman, duyarliklarimiz açıldığı zaman, kalp gözüyle bakmayı öğrendiğimiz zaman fark ediyoruz. Hakikatle bağ kurmaya koyulduğunuzda başka bir akım başlıyor, başka bir boyut açılıyor önünüze... İç yaşantı itibariyle bir cennet sefası başlıyor...