"Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mubah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka eder."
Bediüzzaman Said Nursi’nin "Kainattan Halıkını Soran Bir Yolcunun Müşahedatıdır" alt başlığıyla sunduğu Ayetü’l-Kübra, varlık alemini devasa bir meclis, insanı ise o meclisin en meraklı gözlemcisi olarak konumlandıran bir tefekkür şaheseridir.Bu risale, kuru bir kelam kitabı değil; bir "marifetullah" (Allah’ı tanıma) yolculuğudur. Yolcu; gökyüzünden yeryüzüne, denizlerden dağlara kadar her bir durakta şu soruyu sorar: "Seni kim yarattı?" Her bir durak (mertebe), kâinatın dilsiz olmadığını, aksine kendine has bir lisanla "Lâ ilâhe illâ Hû" dediğini ispat eder.
Ayetü’l-Kübra, modern insanın içine düştüğü "tesadüf" ve "sağırlık" karanlığına karşı yakılmış dev bir meşaledir. Kâinata bir "turist" gibi değil de bir "müfettiş" gibi bakmak isteyenlere hitap etmektedir.
Âyet-ül KübraBediüzzaman Said Nursî · Irmak Ofset · 2013743 okunma
"Cenab-ı Hakk'ın esma ve sıfâtına ait muhabbeti, dünyaya verdiniz ve âsâr-ı san'atını, âlemin esbabına taksim ettiniz; belasını çekiyorsunuz. Çünki o hadsiz mahbublarınızın bir kısmı size Allahaısmarladık demeyip, size arkasını çevirip, bırakıp gidiyor. Bir kısmı sizi hiç tanımıyor, tanısa da sizi sevmiyor. Sevse de size bir fayda vermiyor. Daima hadsiz firaklardan ve ümidsiz dönmemek üzere zevallerden azab çekiyorsunuz."