Rasim Özdenören'in deneme külliyatının temel taşlarından olan "Müslümanca Yaşamak", modern dünyanın dayattığı gayri İslami yaşam biçimlerine karşı bir duruş ve direniş düsturu niteliğinde bir eser. Eser, İslam'ı sadece bir inanç teorisi olarak değil, hayatın her alanına nüfuz eden zorunlu bir pratik olarak görme çağrısını yapıyor ve Müslüman bireyin kendisini, sistemle olan ilişkisini ve dinin hayattaki tesisini sorgulamasını istiyor.
Özdenören, deveyi iğne deliğinden geçirme örneğiyle, İslam'ı bilime ve mevcut şartlara uydurma çabası olan yüzeysel tartışmalara karşı çıkıyor. Bu çabayı "profan kafa yapısının mucizeyi akla uygun hale getirme çabası" olarak niteliyor ve imanın imkânı zorlayan, mucizevi bir duruş gerektirdiğini gösteriyor.
Özdenören'e göre Müslümanca yaşamanın en kritik adımı, toplumsal veya siyasal değişimden önce, kişinin kendi iç oluşumunu gerçekleştirmesi, yani nefsinde bir İslam devleti kurmasıdır. Yazar, bu iç oluşumun tamamlanmasıyla, kendi doğrularının gerektirdiği hayat tarzının bizzat yaşanmaya başlamasıyla, İslam'ın hayata geçirilmesinde en doğru yöntemin kendiliğinden bulunacağını vurguluyor. Batılı hayat tarzının getirdiği bölmeli kafa yapısı ve dünyevi tutkuların (mal, evlat, diploma sevgisi) putlaştırma eğilimleri, asıl mücadelenin bu içsel putlarla olması gerektiğini bizlere gösteriyor.
Kitabın en sarsıcı eleştirilerinden biri, modern laik sistemin bireyin hayatını kuşatmasına odaklanmasıydı bence. "Sezar'ın Hakkı" metaforu üzerinden, sistemin evlenmeden mirasa kadar her şeyi kendi kurallarına bağladığını ve hatta Tanrı'nın hakkını dahi Sezar'ın belirlediği sınırlar içinde yerine getirmeye zorladığını göstermiş yazarımız. İnsan ürünü olan kanunların ilahi vahyin önüne konulmasıyla ortaya çıkan bozulma ve fesat sorununa işaret ederek,