Kendimizden hoşlanmadığımızda konuşmak, yemek yemek veya uyumak gibi sıradan işleri yaparken bile, her an sevmediğimiz biriyle karşı karşıya kalırız. Aynaya her baktığımızda, sevmediğimiz birini görürüz. Kendimizi sevmediğimizde, farkında olsak da olmasak da sürekli sinirli oluruz. Kendimizi başkalarıyla karşılaştırır ve çok çaresiz, çok kısa, çok hassas olduğumuz için kendimizi küçümser dururuz. Birinin bütün gün sırtınıza yapışıp kulağınıza, "Sen eziğin tekisin. Hiçbir şeyi doğru yapmayı beceremiyorsun," diye fısıldadığını hayal edin. İşte kendinden nefret etmek budur. Bize saldıranlardan uzaklaşma seçeneğimiz varken, kendimizden nefret ettiğimizde, o eleştirel sesle baş başa kalırız. Bu aralıksız karşılaştırma ve eleştiriler zamanla birikir ve öz saygımızı zayıflatarak kendimize karşı daha da küçümseyici olmamıza neden olur.
Öz güven azaldığında, dünyada bizi olduğumuz gibi sevebilecek birinin olup olmadığını merak etmeye başlarız. İyi bir insanın bizi asla sevemeyeceğine ikna olunca da bize iyi gelmeyeceği aşikâr birine âşık oluruz.