“Memleket bütün değerli kimselerin bir tarafa atıldığını ve eski günlerdeki gibi dalkavukların milleti sömürdüğü bir diktatörlük rejimine doğru sürükleniyordu.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Şimdi, yeni bir hükümet, yalnız halkın kanı ile kazandığı istiklali korumakla değil, aynı zamanda, bütün hürriyetleri, halkın hürriyet haklarını da, her ne pahasına olursa olsun, muhafaza etmekle mükellefti. Bir zaman için istiklâl, hürriyet olmadan da ayakta durabilirdi. Ama, kötü bir idare ve her şeyden önce istibdat, halkın gelişmesine ve mesut olmasına engel olurdu. Bu sefer, eski tarihin tekerrür etmemesi lâzımdı.”
“İstanbul'daki hükümetin başında, vatan haini bir padişah vardı. Milli Mücadele esnasında, kudreti İstanbul sınırlarından öteye geçememişti. Kocamış, yıpranmış ve kuvvetten düşmüştü. Diğer tarafta, milletin iradesinden doğmuş, Büyük Millet Meclisi Hükümeti vardı. Meclis canlı, hayatiyet dolu ve kudretliydi. Ordusu Türk sınırlarını dirlik ve güven içinde tutacak güçteydi. Koskoca bir milli buhranı başarı ile atlatmıştı. Ayrıca bu hükûmetin başında, Mustafa Kemal Paşa gibi kudretli bir şahsiyet vardı. Bu canlı, dinç hükümetin, kocamış, yıpranmış olan hükümeti ortadan kaldıracağı tabii ve açıktı.”
“Mustafa Kemal Paşa'nın, "İlk hedefimiz Akdeniz'dir!" diye yapmış olduğu beyanatı düşündüm. Hakikat bu sular, uğrunda ölmeye değer bir hedefti. Fakat, Türk askerinin gayesi daha çok derin ve manidardı, su ile denizle münasebeti yoktu. O gaye, bir milletin yaşamak arzusuydu.”