Beni öperken, şehrin göbeğinde bir yangını büyütüyordu kibritin biri. Beni öperken, nehrin dibinde bir kadın ölü bedeninden bir çocuk veriyordu suya. O beni öpüyordu ve dünya, tüm kötülüklerin yuvası değilmiş gibi gelinliği yalnızca abisinin düğününde giyen, bebeklerle oynayan, okuyup büyük kadın olan kız çocuklarına kollarını açıyordu. O beni öperken, dünya çocukların oluyordu. Dünya tüm hayvanların oluyordu. Kadınlara kadın, adamlara adam, çocuklara çocuk gibi davranıyordu tüm insanlar ve hiçbir kadın, kadın olduğu için yerilmiyor, kutsal biliniyordu. Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmıyordu Havva. Adem’in kaburga kemiğinin altında bir aşk oluyordu. Çiçekler daha çiçek, mevsimler daha mevsim oluyordu.
O beni öpüyordu, Tanrı avuçlarının içinden bilyeler bırakıyordu gökyüzünden aşağıya... Ve hiçbir kız çocuğu, bilye göremeyince ağlamaya başlamıyordu.
O beni öpüyordu, onun kaburga kemiğinden bir şiir yazıyordum.