Gülşen Başarır

Puan vermedi·94 syf.··
2025 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2025 12:15
Normal şartlar altında şiir kitabı paylaşmaktan pek hoşlanmıyorum. Çünkü nasıl desem şiir kitapları pek de birine tavsiye edilmemeli gibi. Kendiniz keşfederek bulursunuz ya da sevdiğiniz birinden hediye alırsınız. Bu düşüncemi ise bugünlük bir kenara bırakarak “Pervanenin Dansı” kitabını önermek istiyorum. Peki neden? Öncelikle Türkiye’de çeviri edebiyat konusunda son zamanlarda büyük bir ilerleme olduğunu düşünüyorum. Elbette bir okuyu olarak. Bir dönem yayınevlerinin sürekli aynı yazarları ve aynı kitapları çevirdiğini görüyorduk. Şimdi ise bütün maddi sıkıntılarla beraber yayınevlerinin okuyuculara kaliteli kitaplar sunma çabasını görebiliyorum. Bu çabanın karşılığını ise okuyucular olarak vermeliyiz. Pervanenin Dansı, Makvala Gonashvili’nin şiirlerinden oluşuyor. Şiirin Türkçe çevirisinin ardından Gürcüce orijinal halini görüyoruz. Şiirleri okudukça Türkiye ve Gürcistan arasındaki hayatın, siyasetin, toplumsal yaşamın, mücadelenin ve tabii kalınan yönetimlerin benzerliği ile zaman zaman yüzleşebiliyorsunuz. Gonashvili ise hakkında pek fazla bilgi edinebildiğim biri değil. Yalnızca Dağlık Karabağ’ı ziyareti sebebiyle Azerbaycan Devleti tarafından persona nan grata aslında istenmeyen kişi olarak ilan ediyor ve bir süre Azerbaycan’ı ziyaret etmemesi isteniyor. Özetle şiirlerinde değindiği toplumsal meselelerin bir noktasında kendi mücadelenizi ve sesinizin bastırılmaya çalışıldığına şahit olabiliyorsunuz.
Pervanenin DansıMakvala Gonashvili · Flu Kitap · 20244 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·80 syf.··
2025 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 10 Eylül 2025 17:12
“Eğer yaygın bir memnuniyetsizlik varsa ve capo henüz bir çözümlendirme bulmadıysa en iyi stratejik önemsizleştirme insanlara suçlayabilecekleri bir düşman vermektir.” Siyaset bilimcilerin, hukukçuların, toplum bilimleri alanında çalışan tüm kesimlerin en büyük hatalarından biri anlatmaya çalıştıkları hususları karşılarında bu alanda yetkin biri varmış gibi ifade etmesidir. Ancak bu alanda en az dört yıl üniversite eğitimi alan, sayfa sayfa okuma yapan biri ile elbette yapmayan arasında anlamlandırma farkı vardır. Bu sebeple de çoğu zaman okuyan kesimin toplumdan kopuk olduğu ya da iyi gözlem yapamadıkları eleştirileri sunulur. Eleştirilerin bir kısmına katılıyorum. Demokrasi ya da faşizm bu alanda bilgi sahibi olsak da olmasak da etkisini üzerimizde hissedeceğimiz iki kavram. Ancak hissetmeyenler ya da yaşadığını anlamlandıramayanlar için bu hiç kolay değil. Kolay olmayan bir diğer husus ise anlatma işini üstlenen kişilerin topluma demokrasiyi ve faşizmi anlatması. O zaman ne yapacağız? Dili sadeleştir, örneklemelerde bulun, toplumun kültürüne uygun düşecek şekilde anlat. Yeterli mi? Denemeye değer. “Nasıl Faşist Olunur Bir Kılavuz” ise işte tam böyle bir çalışma. Kitabın yazarı Michela Murgia, İtalyan olmakla beraber yalın, öz ve çok kuvvetli bir anlatı kudretine sahip. Demokrasinin çatlaklarından faşizmin nasıl sızabileceğini, kendini en demokratik olarak tanımlayabilen birinin nasıl da faşizme oturan düşüncelere sahip olabileceğini anlatan incecik bir kitap. Bu kadar ağırlıklı bir konuyu bu kadar yalın, herkesin anlayabileceği şekliyle anlatmak hiç kolay değil. Üstelik faşizmin üzerimizdeki olumsuz etkilerini bu kadar sert hissettiğimiz bir dönemde demokrasinin özünü anlamamız, sahip çıkmamız ve çatlakları güçlendirmek için ideal olana gitmemizin önemini gösteren
Nasıl Faşist OlunurMichela Murgia · Holden Kitap · 202536 okunma
8/10
·152 syf.··
2025 15. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2025 10:18
Bu romanı anahtar kelimeler ile anlatmam gerekseydi şöyle olurdu: naif, telaşsız ve biraz da keşfetme arzusu. Çocukluğunda epilepsi atakları geçiren anlatıcı, Marsilya’ya babası ile hekim kontrolüne gitmek zorunda kalır. Hekimin yapacağı son tetkik için ise gece uyanık kalması ve tepkilerinin gözlemlenmesi gerekir. Bu sebeple Marsilya’yı keşfe çıkmaya karar vererek, baba ve oğul sokaklarda gezerler, barlarda sohbet ederler. Tüm bunları yaparken de yıllar boyunca ayrı yaşamaları sebebiyle yapamadıkları bir şeyi gerçekleştirirler: birbirlerini tanımak, öğrenmek. Marsilya’yı keşfettikleri bu sürede aslında birbirlerini de keşfederler. Anlatıcı, zihninde kurduğu babasına dair bütün çocukluk algılarının hatalı olduğunu; baba da oğlunu aslında pek de tanımadığını fark eder. Ve bütün bunlar bir naiflikle gerçekleşir. Ara ara anlatıcının olaylara dair fikirlerini sunması da bu naifliği artırıyor. Telaşsız bir roman çünkü kitabı inanılmaz bir sakinlik içinde okuyorsunuz. Kendiliğinden akıp gidiyor, sizi hiç yormuyor. Sanki bu baba ve oğul ikilisi gün ve gece boyunca takip eden üçüncü bir göz oluyorsunuz. Bu kitabın aynı zamanda bir anı romanı olması da içimde tatlı bir his uyandırdı. Eğer okuduğunuz kitaplarda temponun sürekli hızlı olmasından hoşlanıyorsanız pek bu kitaptan aradığınızı bulamayabilirsiniz. Ama eğer benim gibi sohbetler, tanışmalar, insan ilişkileri, bağlar, müzik gibi konular üzerine diyaloglar ilginizi çekiyorsa büyük bir keyifle okuyacaksınız.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,978 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2025 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2025 17:52
Dünyanın gerçekliği ile yüzleşmek çoğu zaman insanın huzurunu kaçırır. Ekonomi, aile, ilişkiler gibi kendimize has sorunlarla, bireyselliğimizle boğuşmanın hiç kolay olmadığını kabul ediyorum. Kimi toplumsal felaketlerde başkalarının dertlerini de dert ediniyoruz üstelik. Tanıdık biri zarar görmüş gibi içimizde hissediyoruz bunu. Tüm bunların mücadelesini verirken de mesafeler artıkça başka halkların dertlerini düşünmeye vakit kalmıyor. Belki de tercih etmiyoruz ya, olabilir. Ama bu başka ülkelerde başka hayatların yok olduğunu, ölümlerin, katliamların yaşandığı gerçekliğini değiştirmiyor. Bana Sonunu Söyle, Meksika - ABD sınırında kaybolan Latin çocukları anlatıyor. Öncelikle söyleyeyim okuyacaklarınız kurgu değil, gerçekliğin ta kendisi. Luiselli Meksika kökenli bir yazar. ABD’de bir göç ofisinde çocukların neden ABD’ye göç etme arzusunda olduğunu, başına gelenleri öğrenmek üzere bilgi derleyen bir tercüman olarak çalışıyor. Çocuklarla görüşüyor, soru soruyor ve neler yaşadığımı öğreniyor. Bunları da bize anlatıyor. Anlatırken de hem ABD’nin hukuk sistemini, Meksika’dan ABD’ye nasıl göç ettiklerini, yolda uğradıkları tehditleri, ölümleri buz gibi bir soğuklukla, yapaylıktan uzak bir şekilde anlatıyor. Toplumlarda yükselen faşizmin ve aşırı milliyetçi hareketlerin ilk kurbanlarıdır göçmenler. Hele ki çocukların yaşadığı travmaları izah edebilmek çok zor. Epeyce farklı hikayeleri olan göçmen/mülteciler ile çalışma imkânım oldu. Her birinin sizi yaralayıcı bir hikayesi var. Kendine bir yaşam hediye etmek için göç etmek zorunda kalan insanların ikincil travmaları uğradıkları ırkçı söylemler. Üstelik yanına çocuk, LGBTİ+ olmak gibi ikincil bir dezevantajlı durum ekleniyorsa. Bu sebeple okunmalı bu kitap. Biraz olsun empati yapabilmek için.
Bana Sonunu SöyleValeria Luiselli · Siren Yayınları · 202162 okunma
7/10
·67 syf.··
2025 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Temmuz 2025 23:13
Bazı kitaplarda insanların hayat alışkanlıkları keşfetmek keyifli oluyor. İnsanların kendilerine ait rutinleri olması, yaptıkları eylemlere farklı anlamlar atfetmeleri, kurdukları bağları okuyarak benzer noktalar yakalayabilmek. Okurken “evet” diyorum, “evet, ben de böyle düşünüyorum, ben de böyle hissediyorum”. İşte bu incecik kitabı okurken tam olarak böyle hissettim. Çünkü bu kitap adından da anlaşılacağı üzere Ingrid Thobois’in seyahatleri aslında yolculukları üzerine düşüncelerini, hislerini yazdığı bir kitap. Gezip gördüklerini, deneyimlerini aktardığı bir seyahat kitabı olarak algılamayın. Aksine seyahat etme düşüncesinin, yola çıkma, yoldan dönme, yolda olma üzerine düşüncelerini aktardığı bir deneme. Konu asla bir yere varmak değil. Konu aslında tam da yol eyleminin kendisi. Üstelik yer yer bu seyahatlerin fiziken bir yerden bir yere gitme meselesi olmadığını, hayat içindeki yolculukların farklı şekillerde de karşımıza çıkabileceğini hatırlatıyor. Bir psikiyatrist arkadaşım, “seyahatten dönmek beni mutsuz ediyor” demem üzerine seyahatten dönmenin kimi insanda anksiyete yaratabileceğinden bahsetmişti. Bu seyahati yaşam biçimine dönüştürmekle ilgili değil bence. Seyahatleri nasıl anlamlandırdığımız, hayatımızın hangi noktasına koyduğumuz, hissettirdikleri ile ilgili sanırım. Düşüncelerimin somutlaşmış halini ise çok daha somuta indirgenmiş bir haliyle okumak çok hoşuma gitti. Üstelik bu anlamın yazar tarafından kendi ailesinden öğrendiği şekliyle çocuğuna aktarmaya çalışması da duygusal yanını getiriyor. Kitabı okurken şu cümlenin arka fonunda bir şarkı çalmasını epey arzu ederdim: “Ama asıl sevdiğim şey, hiç hareket etmeden, pencere formatında dünyanın geçip gidişini izlemekti. Hareketleri makaralar üzerine tutturulmuş dış dekorların dönüşüne dayanan ilk
Yolculuğun SonuIngrid Thobois · Kafka Kitap · 202514 okunma