Bazı kitaplarda insanların hayat alışkanlıkları keşfetmek keyifli oluyor. İnsanların kendilerine ait rutinleri olması, yaptıkları eylemlere farklı anlamlar atfetmeleri, kurdukları bağları okuyarak benzer noktalar yakalayabilmek. Okurken “evet” diyorum, “evet, ben de böyle düşünüyorum, ben de böyle hissediyorum”. İşte bu incecik kitabı okurken tam olarak böyle hissettim. Çünkü bu kitap adından da anlaşılacağı üzere Ingrid Thobois’in seyahatleri aslında yolculukları üzerine düşüncelerini, hislerini yazdığı bir kitap. Gezip gördüklerini, deneyimlerini aktardığı bir seyahat kitabı olarak algılamayın. Aksine seyahat etme düşüncesinin, yola çıkma, yoldan dönme, yolda olma üzerine düşüncelerini aktardığı bir deneme. Konu asla bir yere varmak değil. Konu aslında tam da yol eyleminin kendisi. Üstelik yer yer bu seyahatlerin fiziken bir yerden bir yere gitme meselesi olmadığını, hayat içindeki yolculukların farklı şekillerde de karşımıza çıkabileceğini hatırlatıyor.
Bir psikiyatrist arkadaşım, “seyahatten dönmek beni mutsuz ediyor” demem üzerine seyahatten dönmenin kimi insanda anksiyete yaratabileceğinden bahsetmişti. Bu seyahati yaşam biçimine dönüştürmekle ilgili değil bence. Seyahatleri nasıl anlamlandırdığımız, hayatımızın hangi noktasına koyduğumuz, hissettirdikleri ile ilgili sanırım. Düşüncelerimin somutlaşmış halini ise çok daha somuta indirgenmiş bir haliyle okumak çok hoşuma gitti. Üstelik bu anlamın yazar tarafından kendi ailesinden öğrendiği şekliyle çocuğuna aktarmaya çalışması da duygusal yanını getiriyor.
Kitabı okurken şu cümlenin arka fonunda bir şarkı çalmasını epey arzu ederdim: “Ama asıl sevdiğim şey, hiç hareket etmeden, pencere formatında dünyanın geçip gidişini izlemekti. Hareketleri makaralar üzerine tutturulmuş dış dekorların dönüşüne dayanan ilk