Bu kitabı okuduğumu unutmuşum. Kitaplığımda görünce zorla elime tutuşturan canım arkadaşım aklıma geldi.
Kitap konu olarak hoşuma gitti. Gelecekte buna benzer şeylerin yaşanabileceği ihtimali, yapay zekanın günden güne gelişmesi vs gibi durumları düşünüp okuyunca yolcuların tamamen kontrolsüz bir arabada sıkışıp kalmış olmaları bendeki fobi, anksiyete ne varsa kabarttı.
Başrolü sevdim gerçekçi birisiydi Libby. Davranışları verdiği tepkiler falan bence gayet yerindeydi. (Tek sıkıntısı doktor beye yüz vermiyor oluşuydu ama o da aşıkların arasına girmek istemedi)
Jack'ten çok nefret ettim. Zaten göz göre göre tamamen otonom araçlara izin veren onları zorunlu kılan bu beyinsize güvenen koca ülkeyi bir sorguladım. İnsanın aklına illa ki geliyor ya bir müdahale olursa düşüncesi ve bunu engelleyebilecek hiçbir şeyleri yoktu. Tek güvenceleri o açgözlü adamın merak etmeyin kontrol bizde sözleriydi.
Neyse sonuç olarak sanırım yapay zekanın veya robotların dünyayı istila ettiği günler hala uzak sayılır. (Chatgpt'nin ve görüp deneyimlediğim robotların yetenekleri baz alınmıştır. Tamamen öznel yargılar)
Asıl korkmamız gerekenin uzaylılar, şeytani robotlar veya yapay zeka değil hâlâ insan olduğunu düşünüyorum.
(Jude yaktın bizi bee, sana güvenmiştim...)
... Rissen'in gözünün içine bakmak zorunda değildim. Keyfimi kaçıran, bana karşı saygısızlığı değildi; beni en çok rahatsız eden yaptığı bu genellemeydi. Ne dayanılmaz bir durum hayal ediyordu öyle; olgunluğa erişen bütün silah arkadaşlarının kronik olarak vicdanı rahatsız olurmuşmuş! Her ne kadar doğrudan bir şey söylemese de bunu en kutsal saydığım değerlere bir saldırı olarak algılamıştım.
"İlginç bir şekilde sağlam bir vicdanın var sanırım." dedi Rissen soğuk soğuk. "Ya da varmış gibi mi yapıyorsun.Tecrübelerime göre kırk yaşın üstündeki hiçbir silah arkadaşının vicdanı temiz olmuyor. Gençlikte belki ama zaman geçince... Daha kırk olmamışsındır belki de?"